Nasıl yaşadığın kadar, neyi nasıl sevdiğin de önemlidir. Kıymet verdiğin seni de kıymetlendiriyor mu? Severken kendinden verebiliyor musun? Yoksa borç tahsili peşinde misin?
İçtenlik en büyük sermayesidir insanın.
Seven kaybetmez.
M. Kemal Sayar
Son zamanlarda yaşadıklarımdan ve çevremdeki insanların yaşadıklarından gözlemlediğim şeyler oldu. Bunlardan birisi "sevgi" kavramı...
Bana göre bu çağın insanı olarak hepimiz sevgi kavramını tam anlayamadık. Sosyal hayatta, aile hayatımızda veya ikili ilişkilerimizde sevmek ve sevilmeyi çok yanlış anladık. Ya tam sevgi göremedik ya da tam sevgimizi gösteremedik. Çünkü sevilmeyi beklentilere göre istedik, sevmeyi bilemedik. Hani Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Asya sorup cevaplıyordu ya "Sevgi neydi? Sevgi emekti" diye, gerçekten de öyle sevgi neydi? Ya da neyi ifade etmeliydi? İlla bir karşılığı mı olmalıydı?
Bu soruların cevaplarını düşünüyordum uzun süredir. Aylar önce vardığım kanı ise şu oldu;
Bana göre sevgi, karşılık beklemeksizin hiçbir beklenti içine girmeden içimden gelerek yaşadığım o safiyane ve coşkulu duyguydu. Bu duyguyu sevdiğim bir insanı kaybedince o boşluğu hiçbir şeyle dolduramadığım ve kendimle baş başa kaldığım süreçte anladım. Bu çağın insanı olarak herşeyi kolay ve hızlı tükettiğimizden bu duygunun kalplerimizde bırakmış olduğu o güzelim tadı tam manasıyla anlayamadık/hissedemedik. Sevgiyi de aşkı da hiç emek harcamadan aldık ve hızla tükettik. Çünkü içinde bulunduğumuz tüketim çağında herşeyi hemen elde edip kolay harcamaya itildik bu hassas duyguyu malesef ki yitirdik. Bunu ben idrak edeli tabi ki de aylar oluyor ve zamanı geriye alamıyoruz malesef ki...
Şimdi tüm insanlık adına içinden geçtiğimiz bu kötü günlerin bizlere çok şey farkettireceğine, kaybettiğimiz çoğu güzel duyguyu bizlere yeniden "emek vererek" bulduracağına ve bizleri biraz daha yavaş ve sağlıklı düşünmeye iteceğine eminim. Dilerim ki bu kötü günler geçtikten sonra bu duyguyu tam anlamıyla hissedip hak ettiği değeri ona verelim ve beklentisiz, nahif yaşayalım...