Ardından aralarına bir sessizlik hâkim oluyordu. Youngju
artık bu sessizliğin içinde huzurlu hissediyordu. Bir başkasıyla aynı mekânı paylaşmasına rağmen konuşma zorunluluğu
hissetmediği gerçeği onu sevindiriyordu.
Ne de olsa tek
bir doğru cevap vardı. Kendi kendine düşünerek bulduğu cevap, o anın doğru cevabıydı. Youngju hayatın doğru cevaplara sarılarak yaşamak, kimi zaman o cevapla çarpışıp, o cevabı
deneyimlemekten ibaret olduğunu biliyordu. Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış
olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi. O zaman, tekrar bir başka
doğru cevaba tutunup yaşamaya devam ederdik. İşte bu bizim
küçük, sıradan yaşamımızdı. Böyle böyle doğru cevaplarımız
sürekli değişime uğrardı.
“İnsan en nihayetinde bir ada değil midir? Bir ada kadar tek
başına, bir ada kadar kimsesiz. Öte yandan tek başına ve kimsesiz olmanın aslında tamamıyla kötü olmadığı fikri kuşatıyor
beni. Zira tek başına olmak beraberinde özgürlüğü getirdiği
gibi, kimsesiz olmak derinlere inmemize olanak sağlar. Karakterlerin bir ada gibi işlendiği ve bir ada misali yaşamış farklı
bireylerin birbirini bulduğu romanlardan keyif alıyorum. 'A,
sen burada mıydın?', 'Evet, ben hep buradaydım' diyen romanlardan bahsediyorum. 'Doğrusu bunca zaman tek başımaydım
ama artık o kadar ıssız kalmama gerek kalmadı, senin sayende'
diyebilmek kalbimizde bir umudun doğmasını mümkün kılar.
Bu kitap bana tam da bu umudu tattırdı."