Fehmi Çalışkan

Irvin D. Yalom’un ilk kez 1992 yılında yayımlanan, kendi hayat hikayesinden de izler taşıyan Nietzsche Ağladığında adlı romanı Viyana’da geçiyor. Dünün dünyasında adlı eserinde Stefan Zweig’in de hayatı Viyana‘da geçmişti.
Edebiyat
Reklam
Gözünü sevdiğimin İslamiyeti Kendine hakkıyla inananların harici antenlerini kapatıyor dahilde, meşru dairede yaşayıp gidiyorlar. Dr Breuer evli Çok iyi bir eşi Pırıl pırıl çocukları var Bertha aşağı, Bertha yukarı. Ne yazık ki!
“Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır, diye düşünürüm her zaman.” Nietzsche Sf 91 Y; O öyle kastetmiyor ama Evet, Ölümden sonra bir daha ölüm yoktur, çünkü ölümsüzlük vardır.
Nietzsche; "Her insanın ölümü kendine ait­tir ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. Belki, yalnızca belki, insanın yaşamını elinden almaya ilişkin bir hak düşünülebilir. Ama insanın ölümünü elinden almaya kimsenin hakkı yoktur. Bu rahatlat­ma değildir! Acımasızlıktır!" Sf 91 Müslüman, canına kıymak gibi bir hataya düşmez, sabreder. Çünkü Peygamber Efendimiz (sas), başa gelebilecek sıkıntı ve musibetler karşısında sabretmemiz gerektiğini belirtmiş ve ölüm temennisinde dahi bulunmamamızı tembihlemiştir: "Hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan dolayı ölümü istemesin. Eğer mutlaka isteyecek olursa, "Allah’ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlıysa canımı al!" desin."
Dr Brauer; “Her şeyden öte, hastamın ümidinin korunması ge­rekiyor. Doktordan başka ona kim ümit verebilir?" "Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!" diye Nietzsche adeta haykırmıştı. "İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda ileri sürdüğüm gibi, Pando­ra'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dün­yaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin ha­beri olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içinde­ki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus'un arzusunun, insan­ların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir." (Zümer, 39/53) "Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş. İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garpta bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş. Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, kuvve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harika meyusiyetle kırıldığı için, zâlim ecnebîler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hatta bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, 'Herkes benim gibi berbattır.' diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor." Sait Nursi İnançlı bir insanın ümitsizliğe düşmesi düşünülemez. Gerçi, yer yer onda da bir kısım
Reklam