Kamran Əliyev

Kamran Əliyev
@Kamran_Aliyev26
Bakı, 26 Kasım 2002
22 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
İradə va ya razılıq istər kiçik, istərsə də böyük olsun bir çox qruplarin meydana gəlməsində şübhəsiz ki, ən əhəmiyyətli faktorlardan biridir. İnsanlar həmişə hər cür forma va böyüklükdə, gah konkret çərçivələrlə əhatələnmiş, gah kövrək, gah sistemli şəkildə bir araya gəlmis, gah da xaotik qruplar şəklində təşkilatlanıblar. Bu cür qrupların quruluşu və həyatlarıı davam etdirmələri ilə bağlı prinsiplərin növləri sonsuzdur. Buna baxmayaraq, qrupların formalaşması ve varlığını davam etdirməsini təmin edən iki əsas vasitə və ya asanlaşdına faktorun olduğu açıq-aşkar məlumdur.Bu faktorların bir tərəfində iradə, könüllü bağ liliq, sədaqət və həmrəylik, digər tərəfində isə qorxu ve məcburiyyət dayanu. Bu iki ehtimal bir növ maqnitin iki əks qütbünü təşkil edir. Bəzi cəmiyyətlər cox nadir hallarda olsa da, bu iki ehtimaldan təkcə biri əsasında formalaşa bilir. Uzunömürlü qrupların çoxu könüllü bağlılığa əsaslanan sədaqət və aidiyyətin hissinin ümid və ya qorxu kimi müsbət və mənfi xarici təsirlərin qanşığına söykənir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sosyolojik açıdan olsun, düşünsel açıdan olsun, bu hareketler modern dünyadan çıkmıştır. Militanları ender olarak mollalardır; asıl olarak modern okul sisteminden gelen ve üniversite öğrenimi gördüklerinde de edebiyat dalından çok bilim dalına yönelen gençlerdir, kısa süre önce kentlileşen ailelerden ya da yoksullaşan orta Sınıflardan gelmektedirler. İslamcılar, İslam'da bir din buldukları kadar bir "ideoloji" de bulurlar. Kullandıkları bu yeni kavram ulema tarafından bir saldırı olarak görülmektedir.
Sayfa 19
Din kurumu ile devlet arasında hiçbir ayrım tanımayan Osmanlı İmparatorluğu teokrasi olarak kaldı. Sultanın kulları, onun despotik otoritesinin ilahl olduğuna inanıyorlardı. Kadıları, ilahiyatçıları ve müderrisleri kapsayan İslam din hiyerarşisi, imparatorluk idaresine görevliler yetiştiriyordu. Şeyhülhislam, sultanın buyruklarına karşı çıkmak için baş yorumlayıcısı olduğu dinsel hukuka ara sıra başvururdu; ama sultanın siyasal otoritesi mutlak olmaya devam etti. Osmanlı İmparatorluğu'nun genişlemesi, kâfirlere yani Müslüman olmayanlara karşı "Kutsal Savaş" kavramına dayandırılmıştı. Osmanlılar 1453'te Bizans Imparatorluğu'nu yıkıp Istanbul'u fethettiklerinde, Ortodoks Kilisesi'nin vee Hristiyan cemaatlerin kaynaklarının çoğuna el koydular. Osmanlılar, savaş tutsaklarını köle yaptılar, dışarıdan köle satın aldılar ve imparatorluğun Hristiyan tebaasına köle vergileri saldılar. Birçok Hristiyan çocuğu devşirilip, memur ya da asker olarak eğitildi ve Müslüman yapıldı. Omparatorluk, köle olmayan Hristiyanların katkılarına da muhtaçtı; Osmanlı kadırgalarının Akdeniz'e korku salmasını sağlayan hünerli Yunan denizciler bunlardandı. Bazıları da barış zamanında kolluk görevleriyle yükümlü bir askerî güç olan "Yeniçeri" piyadelerine katıldılar. Yine de Osmanlı İmparatorluğu dinsel farklılığa hoşgörü gösterdi. Müslüman olmayanlar, Osmanlı otoritesine karşı gelmedikleri sürece, dinlerini yaşamakta ve imparatorluğun memuru olmakta özgürdüler. Arnavutluk'ta (din değiştirme yalnızca burada zorla yaptırılmış görünüyordu), Bosna'da ve Hersek'te bazı soylular dâhil birçok kişi Müslümanlığı benimsedi. Osmanlı filolarınca yakalanan genç Hristiyanlar, hayatlarını kadırgalara zincirlenmiş köleler olarak geçirmekten kaçmak için Müslümanlığı benimseyebiliyorlardı.Buna karşılık, Hristiyan
Sayfa 290·Kitabı okudu
Osmanlı İmparatorluğu'nda, mutlakiyet daha da despotçaydı. Tüm topraklar sultanın şahsi (hassa) mülkleri olarak kabul ediliyordu. Sultan, kendisine hizmet edenlere toprak bağışlıyordu, ama mülkiyet hakkı diye bir şey tanımadığı için otoritesine meydan okuyabilecek kalıtsal bir soylu zümre gelişemedi. Hiçbir temsili kurum bulunmuyordu. Ağırlıkla kırsal nitelik taşıyan imparatorluk şehirleri ne özerkliğe ne de başka hakka sahipti.
Sayfa 286·Kitabı okudu
Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yapılan uzun deniz savaşı, 1559'dan 1577'ye kadar sürdü. Güney İspanya'nın hemen hemen savunmasız kalması ve Moriskoların (zorla Hristiyanlığa döndürülmüş olan Magribilerin) vergilere karşı ayaklanması (1568-1570) üzerine, Osmanlıların Granada'yı ele geçirmelerine ramak kaldı. Ama İspanyol-Avusturya gemilerinden oluşan bir Habsburg filosu, sultanın daha büyük olan do- nanmasını Adriyatik Denizi'ndeki Inebahtı Deniz Savaşı'nda (1571) yenilgiye uğrattı; 200'den fazla kalyonun savaşa girdiği bu muazzam mücadele, binlerce savaşçının hayatına mal oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nun Güneydoğu ve Orta Avrupa'da genişleme olasılığı devam etmesine rağmen, Batı Akdeniz'de Osmanlı tehdidi sona erdi. Bu arada, aşırı genişleme zaten İspanyol İmparatorluğu'nun gerileme tohumunu ekmiş bulunuyordu.
Sayfa 213·Kitabı okudu