Güzel, gerçekleşen özdür, amacına uygun düşen ve onunla birleşen eylemdir; güzel, gözlerimizin önünde varlıkların ortasında ahenkli olarak geçen ve tabiatından gelen uymazlıkları silen güçtür. ...
İyi, aranılan uyumdur; güzel, gerçekleşen ahenktir.
tabiatın bize verdiğini tekrarlamak neye yarar? Çünkü kopya daima orijinalin aşağısında kalacaktır; ve bir şeyin benzerini vermek ne kadar tam olursa ondan alınacak haz da o oranda azalacaktır. Hoşa giden, bir şeyin benzerini çıkarmak değil, yaratmaktır. En küçük buluş, bütün öykünme şaheserlerini aşar.
Sanatçı ne yaptığını bilir ama, tasarladığı düşünüyü soyut tarzda kavrayamaz; onu ancak duyusal biçimler içinde göz önüne getirebilir. İmge ve düşünü, onun düşüncesinde birlikte vardırlar ve birbirinden ayrılamazlar.
Sanatın nesnede görmek istediği şey, ne onun maddi gerçeğidir, ne de genelliği içinde soyut düşünüdür; istediği şey bir görünüş, gerçekliğin bir imgesi, nesnede görünen düşüncel şeydir; iki terim arasındaki bağı, onların uyumunu, içten ahengi kavrar. Bundan dolayı duyduğu ihtiyaç tamamıyla içseldir... Böyle bir görü karşısında, ruh, çıkara bağlı bütün isteklerden kendini kurtulmuş bulur.