bir yapının bütün bölümleri o yapımın kavramından meydana geliyorsa, yapı düzgündür ve ihtiyaca uygundur; ama özgür görünüyorsa yani onun biçimi bir amaç olmaksızın kendisinden çıkıyor izlenimi veriyorsa ancak güzeldir. Bununla beraber bir yapı hiçbir zaman tam olarak özgür görünmeyecektir; çünkü kapılar, pencereler, şömineler onun hangi iş için yapılmış olduğunu her zaman hatırlatacaktır. Aksine, hissolunmaz surette değişen yılankavi bir çizgi güzeldir, çünkü hareketin kendinden doğduğu, özgürce yapıldığı görünümünü vermektedir. Erdemli bir eylem, ancak güzellikle yani özgürlükle sevimli olur. Eğer bu eylem ahlak yasası baskısı altında yapılmış görünürse ona değer verebiliriz, ama haz alamayız.
İnsanlığın ideali, insan bütünlüğünün gerçekleşmesi olduğu kadar ölçü ve uyum idealidir. İşte Schiller burada, insanın bütün yetileri arasındaki güçlü uzlaşmayı amaç ediniyor ve bunu yalnız güzelliğin başarabileceğini söylüyor. Güzellik ise her iki içgüdünün ortak bulundukları oyun içgüdüsünün konusudur. İnsan ancak güzel bir şey karşısında bulunduğu vakit insanlığının tam sezgisine erecek, kendisini tüm olarak insan hissedecektir. Yalnız güzelliğin etkisiyledir ki insanın içgüdüsü anlaşacak, duyguları düşünceleriyle; duyularının çıkarları aklının yasalarıyla uzlaşacaktır.
İnsan ruhu hem değişiklik, hem değişmezliktir. Schiller'in 18'inci Mektup'ta belirttiği gibi: " Bir şeyin yalnız biçimi bizde düşüncelerden başka bir şey uyandırmazsa o şey cansızdır, soyuttur. Buna karşılık o şeyin yalnız yaşamı bizi duygulandırırsa o şey biçimden yoksun demektir, yalnız izlenimdir. Bir şeyin canlı olabilmesi için, biçiminin duygumuzda yaşaması, yaşamanın da düşünme gücümüzde biçimlenmesi gerekir. Bir şey için güzel dediğimiz hallerde bu daima böyle olacaktır."