Mustafa Kemal şimdiye kadar ilk yöntemi hayata geçirmek için çabalamıştı. İstanbul’a gelişi hükümet kurması için çabalayışı ve Vahdettin’le görüşerek onu etkilemeye çalışması… Tüm bu adımlar güçlü bir hükümet kurulması ve mücadelenin kolayca idare edilebilmesi içindi. Şimdiye kadar başarılı olamamış fakat denemeye devam edecekti. Şayet bu yöntemin hayata geçirilmesi ihtimali ortadan kalkarsa… işte o vakit sırası gelecek ve gemileri yakarak Anadolu’ya gidecekti.
Keyfi en çok yerinde olanlar şüphesiz işgalcilerdi. Padişah ellerindeydi. Padişahın çevresindeki fırka ve cemiyetler kontrol altındaydı. Kendileri için sorun teşkil eden İttihatçılar ülkeyi çoktan terk etmiş ve kalanlar da önce bölünmüş şimdi meclislerini kaybetmişti. İngilizler açıkça Ateşkesin yenilmiş olan ülkeye dikte olduğunun unutulmaması gerektiği yönünde uyarıda bulundu.
Bugünkü şartlar altında bizim ihtiyacımız, ihtiras ve gaflet değil; akıl, tedbir ve basirettir. Bu aciz hükümet çekilmeli; yeri de milli menfaati düşünecek, ona göre iş görecek bir hükümet gelmelidir.
Ben kararımı vermiş bulunuyorum. Bütün bu şeyleri vaktiyle Çanakkaleden içeri sokmamıştık. Nazarımda bostan korkuluğu gibi duruyorlar. Biz ölümü göze alınca hepsini yine dışarı atarız. Milletin mahvolduğunu görmektense yaşadığını görerek ölmek daha Türkçe olur. Ben boğazdan gelirken yemin ettim. Silahımı, üniformamı kimseye vermeyecegim. Azim ve tedbir her ümide yol açar...
Mustafa Kemal'in ağzından dökülen bir cümle işitti: "Geldikleri gibi giderler!"
Bu cümle Cevat Abbas'a iyi gelmişti. Sahiden mümkün müydü? Düşmanın en güçlü olduğu anda onlara meydan okumak... Bir anlığına onların kaybedeceği günü hayal etti. O hayalin kahramanı olarak komutanını düşündü ve gayriihtiyari,
"Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!" dedi.
Mustafa Kemal gülümsedi. Zihninde şekillenmeye başlayar kurtuluş planlarını gözden geçirircesine birkaç saniye uzaklara daldı ve "Bakalım!" dedi.
Bakalım...