Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürüdet, güzellik-çirkinlik, hidâyet-dalålet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmet içindir. Çünkü şer olmazsa, hayır bilinmez. Elem olmazsa, lezzet anlaşılmaz. Zulmetsiz ziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikatı, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücûd bulur. Cehennemsiz cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen, herşey, bir cihette zıddıyla bilinebilir. Ve bir tek hakikatı, sümbül verip çok hakikatler olur. Madem bu karışık mevcudât dâr-ı fâniden dår- bekaya akıp gidiyor; elbette nasılki hayır, lezzet, ışık, güzellik, îman gibi şeyler cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler cehenneme yağar ve bu mütemâdiyen çalkanan kâinatın selleri o iki havuza girer, durur. Kerametli Yirmi- dokuzuncu Söz'ün ähirindeki remizli nüktelerine havâle ederek kısa kesiyoruz.