Enkidu

Kapitalizmin Kökenleri ve Modern Dünya Sisteminin Doğuşu
Puan vermedi·442 syf.··
2026 10. kitabı
·
368 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 23:19
Immanuel Wallerstein, neolitik devrimden sonra insanlık tarihinin en önemli kırılma noktası olan kapitalizmin bölgesel bir fenomenden nasıl bir dünya sistemine dönüştüğünü teorik bir çerçevede, ancak okuyucusunu sıkmadan anlatıyor. Wallerstein'e göre kapitalizm 14. yüzyılda feodal sistemin içine girdiği kriz sonucu zorunluluklardan dolayı ortaya çıkar ve 1450 ile 1670 yılları arasında Batı Avrupa'nın ekonomik ve siyasi açıdan dünya egemenliğine yükselişinin altında yatan nedendir. Bu kapsamda 14. yüzyılda yaşanan veba salgını ve iklim krizleri sonucu ortaya çıkan işgücü sıkıntısı nedeniyle çöken feodal ekonominin yerini alan kapitalist dünya sistemi, coğrafi olarak genişleme (emperyalizm), değişik üretim tarzlarının ortaya çıkışı (coerced and cash-crop labour) ve kendi milli burjuva sınıflarını destekleyen ulus devletlerin imparatorlukların yerini alması gibi gelişim safhaları ile birlikte modern dünyanın tartışmasız ekonomik ve siyasi modeli olmuştur. Bu yeni kapitalist dünya sistemi, farklı bölgeler arasındaki ilişkileri ve her bölgedeki çalışma koşullarının türlerini belirleyen uluslararası bir iş bölümüne dayanır. Bu modelde siyasi sistemin türü, her bölgenin dünya ekonomisindeki konumuyla doğrudan ilişkili olarak "core", "semi-periphery", ve "periphery" şeklinde kategorilere ayrılır. Kapitalist dünya ekonomisinden en çok faydalanan "core" bölgeler (İngiltere, Fransa, Hollanda başta olmak üzere batı avrupa ülkeleri) güçlü merkezi hükümetler, geniş bürokrasiler ve büyük paralı orduları ile yerel burjuvazinin uluslararası ticareti kontrol altına almasına ve bu ticaretten elde edilen sermaye fazlalıklarını kendi çıkarları için kullanmasına olanak sağlamıştır. Güçlü merkezi hükümetlerden yoksun olan "periphery" (Doğu Avrupa ve Latin Amerika ülkeleri, ilerleyen
The Modern World-System IImmanuel Wallerstein · University of California Press · 20112 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·392 syf.··
2025 22. kitabı
James C. Scott bu kitabında kapitalizm ve buna bağlı burjuva sınıfı olmayan bir toplumda ezilen işçi/köylü sınıfının açıktan bir isyan ile devrim yapıp yapamayacağı sorusunun cevabını arıyor. Bir antropolog olan Scott, Malezya’nın Kadeh bölgesinde yer alan bir köyde batı sermayesinin köye girişi sonucu zengin olmuş küçük burjuva sınıfı ile onlar için çalışan fakir köylüler arasındaki ilişkiyi 14 ay boyunca gözlemledikten sonra, bu soruya hayır cevabını veriyor. Scott’a göre devrim için dört şartın bir arada bulunması gerekiyor: Birincisi işçi/köylü sınıfı direnişi bireysel ve örgütsüz değil, kolektif ve örgütlü olmalıdır; ikincisi bu direniş fırsatçı ve bencil değil, ilkeli ve özverili olmalıdır; üçüncüsü devrimci sonuçları olmalıdır; ve son olarak işçi/köylü sınıfı tahakkümü kabul etmek yerine reddetmelidir. Scott Sedaka'da (Kadeh bölgesinde yaşadığı köye verdiği takma isim) bu gerekliliklerin hiçbirinin bulunmadığını söylüyor çünkü devrimci direniş hareketi için gerekli olan ve işçi/köylü kitlelerini bir araya getirmeye yarayan entelektüel bir birikim ve mali gücün burada olmadığını gözlemlemiş. Ancak bu durum bahse konu işçi/köylü sınıfının sömürüye karşı direnmediği anlamına gelmiyor. Scott’ın kitabının alameti farikası da burada zaten. Scott açıktan bir direniş hareketi gösteremeyen bu sınıfın sabotaj, iş yavaşlatma, sahte itaat, küçük hırsızlıklar, bilmezden gelme, kundakçılık, gerçek hislerini gizleme ve iftira gibi silahlarla sermaye sahibi patronlarına karşı direndiklerini gözlemlemiş. Siz de çalıştığınız işyerinde patron-çalışan dinamiklerini bu açıklamalar ışığında gözlemlerseniz, çalışma arkadaşlarınızın, hatta kendinizin bile, bu araçlardan en az birini kullandığını fark edeceksiniz. Scott’un bu kitabı antropolojinin tarih ve siyaset bilimine ne denli
Weapons of the WeakJames C. Scott · Yale University Press · 19872 okunma
Marshall G. S. Hodgson ve Bir Medeniyet Olarak İslam
Puan vermedi·532 syf.··
2025 55. kitabı
·
508 günde okudu
·
Okunma: 04 Ağustos 2025 20:41
Edward Said "Orientalism" kitabını yazarken Marshall G. S. Hodgson'ın "The Venture of Islam" kitabını dikkate almış mıdır, merak ediyorum. Edmund Burke, Said'in "The Venture of Islam" kitabını okuduğunu ancak kendi kitabında Hodgson yerine Bernard Lewis'i hedef aldığını söylüyor. Said'in bu seçimi bilinçli bir tercih çünkü 1970'lerin Amerikan entelektüel camiasında kimse bir medeniyet olarak İslam'ın bu kadar iyi anlatılabileceğine ve hele bir de bunun bir oryantalist tarafından yapılacağına, bu kitabı görene kadar inanmamıştır. Hodgson'ın İslam medeniyetine yaptığı hizmet çok az müsteşrik tarafından yapılmıştır kanımca. McNeill "The Rise of the West" ya da Wellerstein "The Modern World System" ile bildiğimiz anlamda modernitenin 16. yüzyıl Batı kapitalizmi ve buna bağlı Batı medeniyeti ile ortaya çıktığını savunurken, Hodgson 7. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar İslam dini temelli oluşan İslam medeniyetinin (Islamicate society) Afro-Avrasya bölgesine hükmettiğini ve bu medeniyetin diğer medeniyetleri önemli ölçüde etkilediğini savunmuş ve bunda da başarılı olmuştur. Hodgson'ın başka bir makalesinde belirttiği üzere, 16. yüzyılda Mars'tan gelen bir dünya dışı varlık dünyanın önemli medeniyet merkezlerini gezse, bütün dünyanın müslüman olmanın eşiğinde olduğu kanaatine varabilirdi. Hodgson bunu söylerken dini bir referansta bulunmuyor esasen. Kendisi İslamın Süryanice ve Pehlevi dilinin hakim olduğu ve entelektüel birikimin yüksek olduğu bir bölgede ortaya çıktığını, bu kültürlerden devraldığı bayrağı daha da ileri götürerek hem büyük bir medeniyete dönüştüğünü, hem de Batı'nın 17. yüzyılda başlattığı modern devrimin altyapısını hazırladığını kanıtlarıyla ortaya koyuyor. Sonuç olarak Hodgson, İslam'ın sadece bir din olmadığını, insanlık medeniyeti dediğimiz fenomenin İslam
The Venture of IslamMarshall G. S. Hodgson · University of Chicago Press · 1997107 okunma
John Rawls, A Theory of Justice ve The Wire
Puan vermedi·624 syf.··
2025 33. kitabı
John Rawls'un, 20. yüzyılın en ufuk açıcı kitaplarından biri olan "A Theory of Justice" kitabı hakkında birçok şey söylenebilir. Mesela, kitabın önerdiği hakkaniyet merkezli adalet kavramı ekseninde hak ve yükümlülüklerin, bireylerin sosyal sınıf ve zenginliklerine bakılmaksızın herkese eşit olarak dağıtılması fikrinin, artık devri geçmiş denilen "sosyal sözleşme" konseptine yepyeni bir bakış açısı getirmesi gibi (bu bağlamda Rawls'ın, Locke ve Rousseau ile birlikte değerlendirilmesi gerekir). Ya da "eğer birileri, hakların dağıtımı konusunda diğerlerine göre daha avantajlı konumda olacaksa, bu fakirler olmalı" ya da "servet geçişi ile sınıf ayrılılıklarının daha da derinleşmesini önlemek için zenginlerden alınan veraset vergilerinin yüksek düzeyde artırılması" gibi devrimci fikirleri ile aslında bir liberalden beklenmeyecek sosyalist fikirler üretmesi gibi... Ancak ben bunları söylemeyeceğim. Bunun yerine sizlerin dikkatini John Rawls'un Baltimore'da doğduğuna ve 18 yaşına kadar burada yaşadığına çekmek isterim. Tıpkı The Wire'ın yaratıcıları David Simon ve Ed Burns'ün Baltimore'da polis, öğretmen ve gazeteci olarak çalışmaları gibi... Bu insanlar sosyal adaletsizliğin dibi sayılan Baltimore'da tanık oldukları yaşamlara ve sınıfsal uçuruma sessiz kalmak yerine, bunu önlemek için birşeyler yapmayı seçtiler. Ortaya çıkardıkları işler, hiç kuşkusuz, kendi alanlarının zirveleri sayılabilir. Rawls, Simon ve Burns beyaz yakalı sayılabilecek bir sınıfa mensup olmalarına rağmen, modern zamanların tatmin olamayan üst-orta sınıf mensupları gibi varoluşsal krizlere girmek yerine gerçek sosyal adaletsizliğin yaşandığı yerlere ve bu adaletsizliğin harcadığı hayatlara dikkat seçmeyi seçtiler. Peki, siz ne yapıyorsunuz?
Bir Adalet TeorisiJohn Rawls · Phoenix Yayınevi · 201848 okunma
Neden Bazıları Daha Zengin?
Puan vermedi·560 syf.··
2025 5. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2025 12:11
Acemoğlu ve Robinson'ın 2024 yılında Nobel ekonomi ödülüne layık görülen "politik ve ekonomik kurumların ekonomik gelişmişlik üzerine etkileri" temalı yıllar süren çalışmalarını özetledikleri bu kitap, akademik bir tezin doğru bir metodoloji ile alanın uzmanı olmayan "avâma" ikna edici bir şekilde anlatılabileceğinin en güzel örneklerinden birini sergiliyor. İkilinin bu kitapta ortaya koyduğu fikirlerin temeli, esasında, 2001 yılında The American Review dergisinde yayınladıkları "The Colonial Origins of Comparative Development: An Empirical Investigation" adlı makalelerine dayanıyor. Bu makalede Acemoğlu ve Robinson Avrupalı sömürgecilerin kolonileştirdikleri farklı bölgelerde farklı yönetim biçimleri uyguladıklarını ve buna uygun kurumlar geliştirdiklerini ortaya koyuyorlar. Buna göre yaşam şartlarının kötü olduğu ve doğal şartlara uyum sağlanamaması nedeniyle kolonicilerin ölüm oranının yüksek olduğu yerlerde (Latin Amerika ve Afrika) sömürgeciler, kalıcı olmak yerine yerel halkı sömürerek hızlı bir şekilde zenginlikleri Avrupa'ya aktarabilecekleri yönetim biçimleri inşa etmişlerdir. Bunun aksine sömürmeye müsait doğal zenginliklerin bulunmadığı ama sömürgeci Avrupalıların yaşamasına imkan veren iklim ve sağlık şartlarının uygun olduğu yerlere yerleşen koloniciler ise, buralarda kıta Avrupasından getirdikleri demokratik kurumları inşa ederek, yaşam standartlarını yükseltmişlerdir. Kitap bu fikri merkezine alarak neden liberal-demokratik politik ve ekonomik kurumlar üzerine inşa edilen batılı devletlerin zengin, bunun aksine çoğulcu olmayan, mülkiyet hakkını güvenceye almayan, tek bir kişi ya da zümrenin yönetimi ve bunun neticesinde zenginleşmesine olanak sağlayan devletlerin fakir olduğunu açıklamaya çalışıyor. Kanımca bunda da başarılı olmuş. Kitapta iki tür
Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity and PovertyDaron Acemoğlu · Profile Books · 201336 okunma