Bir süre sonra geri çekildim ve kollarımı beceriksizce kucağıma koydum. Yüzünde hâlâ şaşkın bir ifade vardı. Dudaklarına dokundu ve sırıttı.
"Bir erkek eve döndüğünde böyle karşılanmak ister."
Bir kahkaha attım, kendine gelmesine çok sevindim. Şüphelerimi ve endişelerimi bir kenara bıraktım, yeniden bir ilişkinin parçası olmadan önce bir süre normal bir insan gibi hissetmeye ihtiyacı olduğunu düşündüm. Acıyla inledi ve rahat etmesi için geri çekildim. Ben çekilince rahatlamış gibiydi.
"Sana bir soru sorabilir miyim" dedi.
"Tabii ki sorabilirsin." dedim.
Saçlarıma dokundu ve kurdeleyi parmaklarına doladı.
"Sen kimsin?"
Artık dünyanın neresinde bir cocuk ölürse orası Gazzedir.
Bir bebek bir yaşına girdiğinde annelerinin memelerini ararken, kor gibi yanan namluları emmeye başladıkları yerin adi Gazzedir.
Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak icin sira beklerken, çocugun çelimsiz vücudunu kursun yağmurları yutuyorsa orası Gazzedir.
.... Artik dünyanın neresinde bir cocuk ölürse oraya Gazze diyeceğiz.
Duvarların cepecevre sardığı bir olum kampına dönüştürülen Gazze de, cocuklar ölmeye devam ettiği surece hicbir masal tamamlanmayacak, hicbir cocuk sarkisi melodisini bulamayacak, hicbir oyunun sonu gelmeyecek, hicbir top zıplamayacak, hicbir tebeşir tahtaya yazmayacak.
Çocukluk dünyasına dair hicbir renk gercek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan boyle.
Çocuklar eksildikçe, eksilecek herkes ve her sey...
Adamın ellerini tutuyor ve göğsünde boynunda gezdiriyor. Vücudunun her yaninda çetnik yaralar var. Her yanina bicaklarla cizikler atmislar. Tecavüzle yetinmeyip parca parca kanatmıslar zarif bedenini. Her gun bir yani olsun diye durmadan düşünmeden kucuk kesiklerle doldurmuslar her tarafını.
Adamın ellerini yaralarinin uzerinde gezdiriyor usulca. Aradan yillar geçmiş ama yaraların izleri geçmemiş. Yillar geçmiş ama kulaklarındaki sağırlığa rağmen çığlıklar silinmemiş.
Erkeğin gözleri görmüyor ama parmak uçlarında hissediyor acilari. Parmak uçlarıyla duyuyor, parmak uçlarıyla ağlıyor, parmak uçlarıyla hissediyor acilari.
....
Kadınların yaralarını erkeklerin gözyaşları dindirir ancak.Erkekler ketumlaştıkça, gözleri kurulaştikca, acisi dinmemiş kadınların sayisi artıyor.
...
"Bir gun ağlamaya kalkarsam beni bir odaya kapatmak zorunda kalirsin..." diyor kadin.
Çünkü kadınların sahici gözyaşlarına katlanılması güç acılar sinmiştir.
Elektrik süpürgesi ölüsünü almaya gelen tekerlekli sedyenin izlerini yok etmiş.
Bekliyorum.Ruhunun yanıma gelmesini.Sesini duymayı. Rose öldüğünde, aylarca portakal bahçesinde varlığını hissettim. Belki de benim hayal gücümle alakalı bir şeydi ama yine de oradaydı. Ama Jenna sanki hiç var olmamışcasına gitti. Aynada gölgesi bile kalmadı.
Yorganı açıp yatağına giriyorum.Nevresim takımları yeni kokuyor. Belki de öylelerdir çünkü onları ilk kez görüyorum.Beyaz zemin üzerinde, küçük mor çiçekli.Saten yorganı da gitmiş. Köşesinde vişne suyu lekesi olan. Jenna yer yüzünden silindi. Baş ucunda ki aşk romanı dışında ardında hiç bir iz bırakmadan. Vaugh'nın bodruma indiği öğleden sonra başına neler geldiğini asla öğrenemeyeceğim. Benimle kaçamayacak. Okyanusu göremeyecek. Bir daha asla dans edemeyecek. Nefes alamayacak.
Yüzümü yatağa bastırıyorum. Öldüğü yere. Parmaklarımı saçlarına bastırdığımı hayal ediyorum.Kendimi zorlayarak sesini duyuyorum.
Buradan gideceksin ve her şey harika olacak
''Sana inanıyorum,'' diye fısıldıyorum.