Sessiz adımlarla balkona çıktı. Paketinden bir sigara çıkardı. Gece vardiyasındaki işçilerin ayak seslerini duyardı bazen. Eğer kulak kabartırsa molalarda ya da ustabaşına yakalanmadan alelacele içilen sigaraların cızırtılarını da duyduğu olurdu. İşçilerin gözleri dolduğu olurdu, o zaman karanlık ufkun derinlerinde bir parıltı sezerdi. Bazen şen bir kahkaha patlatı verirlerdi, otoyolların uğultusunun kalabalığına karışırğını bilirdi. Kimi de alelade bir küfür savrulur, rüzgar uğultusu sanırdı. Çoğusu gibi duyup, duymazdan geldiği de olurdu. Sigarasından esaslı bir nefes çekmek için dudaklarının arasına götürdü. Aniden bir kamyonun lastiği patladı. İrkildi. Çektiği dumanı yarıda bıraktı. Otoyollara yakın oturanlar bilirler, bu menem sesin ne kadar gürültü çıkardığını. Boğazı düğümlendi, ağzı kurudu bir duman daha alamadı. Adice küllüğe bastı sigarasını, içeri girdi. Yatağına oturdu. Bilekleri birleşti, ellerini yüzüne kapadı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Birleşen bileklerini ayıramadı. Bazı kelepçeler gözyaşıyla açılırdı. Babası içeri girdi "Ne oluyor yine sana?" Dedi. Kafasını kaldırdı, dizleri üzerindeki bileklerini ayırmadan, " İş buldum." Dedi. Patlayan kamyon sesinin, bir işçinin daha eve dönemeyeceği anlamına geldiğini herkes bilirdi. Onun yerini alabileceğini düşünmüştü. Babasından müsade istedi, ışık kapandı. Kelepçeleri gözyaşlarıyla açmak biraz uzun sürerdi.