Öncelikle yazacaklarım spoiler içerebilir, okumayı düşünenler ona göre devam edebilir. Kitap konusu itibariyle dikkatimi çekmiş, okurken özellikle belli bir bölüme kadar da yaşanan acı ve sıkıntılar beni derinden etkilemişti. İnsanın, insanın yurdu olduğuna ne kadar inanmak istesem de yaşanan böylesi vahşetler karşısında insan insanın kurdudur demekten başka çare de kalmıyor ne yazık ki! (Yine de umudumuzu kaybetmiyoruz). Bir insanı çirkin olduğuna inandırmanın ya da o çirkin olduğunu düşündüğü için onun çirkin olduğuna inanmanın yarattığı akıl tutulması çok güzel yansıtılmış aslında kitapta. Bir çift mavi göze sahip olmanın gözünün önünde yaşanan tüm kötülükleri sonlandıracağına inanan ve mavi gözlerinin olması için her gece bıkmadan dua eden bir kız çocuğunun yaşadığı, kötülüklerle sarmalanmış dünyasını anlatıyor kitap. Hiç başı okşanmamış, tek bir sevgi cümlesi duymamış, hep hakaretlere ve dışlanmaya maruz kalmış ve başına gelen tüm bu kötülüklerden kendini, çirkinliğini (!) sorumlu gören Pecola’nın hikayesi. Evet belli bir yere kadar okuduklarım çarpıcı olsa da, sonrasında anlatılanlar ya da anlatım şekli can sıkıcı bir hal almaya başladı. Özellikle çocuk istismarı anlatılırken yaşanan dehşet anının bu kadar detaylandırılması, istismarcının sanki kötü bir şey yapmamış gibi tasvir edilmesi, böylesi iğrenç ve insanlık dışı bir eylem anlatılırken sevgi ve şefkat gibi kelimelerin kullanılması açıkça söylemeliyim ki midemi bulandırdı. Sonrasında kız çocuklarını taciz eden bir Rahibin bunu iyi bir şey yapmış gibi anlatması ve bunun kötü bir şey olmadığını söyleyerek resmen buna teşvik etmesi beni dehşete düşürdü. Bunca acı yaşanırken, kurbanların ruh dünyası, hayatı yerle bir olmuşken böylesi bir anlatım da istismar değil midir? Kızına tecavüz eden bir babanın yaptığı