Ve ben birine koşulsuzca güvenmeyi özledim. "O beni kırmaz." diyemiyorum hiç kimse için. Biliyorum ki kırarlar; hatta parçalara ayırıp o parçaları beş kuruşa satarlar. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yüzüne de bakar " Ben sana ne yaptım?"diye de sorarlar. Böyle yüzsüzce yaşayanlar perdeleri indirme zahmetinde bulunmayıp hâlâ iğrenç rollerine devam ediyorlar: "insanca yaşama" rolü. Eskiden insanlar güvenilirmiş, öyle anlatıyorlar. Onlara bunu nasıl başardınız diye sormak isterdim; Ama ölüler dirilmiyordu değil mi? Eskiden "sevmek güzel şey" diye bir şiir tutturmuş şairin biri, yüz yıldır söyleniyor. Ama sevmek eylemi bu zamanda o şairin dediği eylemi karşılamıyor. Çünkü menfaatin bitmişse sevgin de bitmiştir. Biz yirmi birinci asır çocuğuyuz. Öyle içten sevgiler yadırganır bizde... Ben de şimdi bu asırda "ölmek güzel şey." diyorum. Benim bu cümlem de bir yüz yıl yaşar mı "sevmek güzel şey" gibi. Sanmam! Çünkü ölmek kimsenin işine gelmiyor değil mi? Ölüm korkunç bir son çünkü. Öyle tensel sevişme gibi hoş gelmiyor kulaklara... Müstehcen kelimeleri sevmem ben, yaşarken öğrendik işte, ilk kez bir yazımda kullanıyorum. Tiksinç ciddi anlamda. Ruhlar buluşmadan tenler buluşursa ilişki pornografik bir şekle dönüşür. Hayvanlar daha medeni oldu insandan, onlardan öğrenecek çok medeniyet var. Kendinizi aynada seyredip durmayın da biraz da hayvanlara bakın; insanlık öğrenin. Ölmek güzel şey, her şey bu kadar çirkinken ölmek bir lütuf. Lütfu verecek olan Allah. Ve ben birine koşulsuzca güvenmeyi özledim tam da bu asırda, çok yanlış bir zamanda. Ölmeyi özledim. Çünkü ölünce çok güvendiğim Allah'ı görme şansını elde edeceğim. Ve soracağım eski zaman insanlarına: "Siz sevmeyi, güvenmeyi, güven vermeyi nasıl başarmıştınız?"
İnsanlar fazla çirkinleşmedi mi? Ve çiçekler insanlara