Sürekli kahramanlar aramaktayız. Kahramanımız haline getirdiğimiz erkek veya kadın gerçek bir insana dönüştüğünde onu terk ederiz. O andan itibaren onu küçümsemeye başlarız. Bunu yaparken de, bu mantık uyarınca "kaybımızdan" dolayı kendimizi ölecek kadar zayıf hissettiğinizi farkına bile varamayız. Görünüşte mükemmel olan toplumumuzda yaşanan depresyon ve çaresizlik, bunun su götürmez belirtileridir.
ABD'li psikiyatr G.E. Vaillant’ın (1978) erkek ruh
sağlığı hakkında yaptığı bir araştırmada, yetişkinlik dönemine kadar anneleri tarafından yönetilen erkeklerde sıkça şizoit ve iç dünyasına kapanarak kendi fikirleriyle aşırı ilgilenme eğilimleri gözlemesi çok ilginçtir. Ama çocuk, çelişkilerle dolu ve anlayamadığı bir anneye sahip olduğunda olan budur. Böylece erkek üstünlüğünün tek kurbanı kadınlar değildir, erkek çocuklar da bu
durumdan etkilenir.
Sayfa 107 - lll. Bölüm, Erkeğin insanlığını köreltilmesi ve kadının ezilmesi·Kitabı okudu
Temelinde özerklik yatan bir kendilik, yıkıcılıkla bir arada barınamaz. İnsanın içindeki yıkıcılık sonradan gelişmiştir, bu olgu doğuştan değildir; aksine özerkliğin bozulması etrafında dönen karmaşık bir gelişim süreci sonucu ortaya çıkar. İnsanın içindeki yıkıcılık aslında ruhundaki bölünmedir.