Züleyha

Züleyha
@Kayraz
İstanbul
145 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Kendini mutlu olabilmek için alçakgönüllü bir mekân aradığı bu kahrolası dünyada, yaşlı bir çınar gibi köklü hissetti, gururlandı, Sonra bunun ne kadar anlamsız olduğunu fark etti. Ömrünü yanlışlarının doğru olduğunu iddia etmekle, olmadığı bir adam olabilmek için kendi halinde bir kadını ezmekle tüketmiş bir adamın devamı, zavallı bir kopyasıydı. İçi iki kere ezildi.
Reklam
Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası.
Annesinin kendini değil, babasını affetmemiş olması içini rahatlatıyordu. Muhakkak ki ömrü esip gürlemekle geçmiş olan bu ihtiyar da o kırgın yüzü görmüş, bütün hayatını yanlış ilkeler üzerine kurduğunu kabul ederek eriyip gitmek yerine içinde derin bir kin büyüterek ayakta kalmayı tercih etmişti. Bu yüzden Aziz Bey'in gözünün önündeki bu ölüm tablosu canını iki kere acıtıyordu.
Sanki bir yabancının göz boşluğunda matlaşmış bir çift kirli cam duruyordu. Babasının taş kesilmiş gözkapaklarına dokununca ölümün gerçekliğiyle birlikte yeryüzünde yapayalnız kalmış olduğunu hissetti. Toprağına düşememiş, iki taş parçası arasında kuruyup kalmış bir tohum gibi yalnızdı artık. Bütün bunlar aklından geçti, böylesi bir bağımsızlığı beklediğini hatta arzuladığını fark etti. Ve yine anladı ki, babasının onu affetmemiş olmasına hiç aldırmamış. Aksine, o babasını bir türlü affedememiş..
İçine düştüğü bu boşluk, yersizlik duygusu rahatsız ediciydi, garipti, hatta kötüydü ama hiç de ümitsiz değildi. Etrafından geçip giden insanların hepsini tanıyor gibiydi. Bu soğuk havayı, ayazı, kırbaç gibi acıtan rüzgarı, bu sesleri, vapur düdüklerini, uğultuları, bulutları, şehrin tüm çehresini tanıyordu. Ölüyorum dese, dediğini anlayacak insanlar arasındaydı artık. Üstünden yabancılığın ağır yükü kalktı, gidebileceği ilk yere, babasının evine doğru yürümeye başladı. Ağır ağır yürüyor, kendi diline hasret kaldığı için gözüne ilişen bütün tabelaları iştahla okuyor, gözünde tüten şehrini içine çekiyordu. Martılar havada dönüyor, otobüsler, tramvaylar geçiyor, gazete satan çocuklar bağrışıyor, şemsiyeli kadınlar, pardösülü erkekler bir yerlere yetişiyorlardı. Şehri, onu koynuna almaya hazır bir anne gibi sevecen göründü gözüne.
Reklam