Ruh boşlukta en azından sevmek istemeye devam etmelidir, kendisinin sonsuz küçüklükteki bir parçasıyla olsa da. O zaman bir zaman bir gün gelir gelir Tanrı kendini ona gösterir ve ona dünyanın güzelliğini açınlar, Eyub için olduğu gibi. Ama ruh sevmeyi keserse, dünyadan neredeyse cehenneme denk bir şeyin içine düşer.
İnsan yaşamının büyük muamması ıstırap değil, bahtsızlıktır. Masumların öldürülmesi, işkenceye uğraması, ülkelerinden sürülmesi, sefalete ya da zindanlara hapsedilmesi şaşırtıcı değildir, çünkü bu eylemleri gerçekleştirecek caniler bulunur. Hastalığın yaşamı felç eden ve onu dönüştüren uzun ıstıraplar vermesi de şaşırtıcı değildir, çünkü doğa mekanik zorunlulukların kör oyununa tâbidir.
Bu dünya da başka hiçbir şey değil sadece fiziksel acı, düşünceyi zincire vurma kudretine sahiptir; tabii tasvir etmesi zor ama bedensel olan, fiziksel acıya kesinkes denk bazı fenomenleri fiziksel acıdan saymak kaydıyla. Bilhassa fiziksel acı korkusu bu türdedir.
Sevilen bir varlığın yokluğunda ya da ölümünde bile, kederin indirgenemez bölümü, fiziksel acıya benzer; teneffüs edilecek bir güçlük, kalbi çevreleyen bir mengene ya da doyurulmamış bir ihtiyaçtır, bir açlık ya da o zamana kadar bir bağlanmanın yön verdiği ama artık yönlendirilmeyen bir enerjinin hoyratça serbest kalmasının neden olduğu neredeyse biyolojik bir düzensizliktir.