David Kolb'un Postmodern Sophistications'ta söylediği gibi, kendi mantığımız ile oluşturduğumuz dünya görüşümüzü gelenek olarak tanımlama alışkanlığımız, modernitenin sonuçlarından biridir ki bu aslında öznel deneyimlerimizden oluşan ve tarafsız olmaktan uzak bir mantıktır. Bu nedenle Orta Çağ'da, mimari sembolizm üzerine İslâmî bir literatür bulunmaması şaşırtıcı değildir.
Yalnız sevginin bir ruh hali değil de bir yönelim olduğunu bilmek gerekir. Bunu bilmezsek, bahtsızlığın değdiği ilk andan itibaren umutsuzluğa düşeriz.
Haz ve acı eşit derecede kıymetli armağanlardır, ikisinin de bütünüyle tadını çıkarmak gerekir, ama ikisini birbirine karıştırmadan, her birini kendi saflığında. Haz yoluyla dünyanın güzelliği ruhumuza nüfuz eder. acı yoluyla bedenimize işler.
Tanrı öyle yaratmıştır ki inayeti bir insanın bizzat merkezine nüfuz edip oradan onun bütün varlığını aydınlattığında, doğa yasalarını ihlal etmeden onun su üstünde yürümesini sağlar. Ama bir insan Tanrı'dan yüz çevirdi mi, kendini yalnızca yerçekimine teslim eder. Ardından istediğini ve seçtiğini sanır ama sadece bir şeydir, düşen bir taş.