Duygulara hiç önem verilmiyordu. Değerli olan, makam ve otorite sahibi kişilerin tanımladığı “doğru düşünme biçimi”ydi. Kendimizle bağlantıda olmak yerine “dışa odaklı” olmak yönünde eğitiliyoruz. Hep “zihnimizde” kalmayı ve “Başkaları neyi söylememi ve neyi yapmamı doğru bulur?” diye kafa yormayı öğreniyoruz.
(Boeree ilkeyi bir çocuğu sevmekle onu ezmek için eşit miktarda enerjiye sahip olan bir birey üzerinden örneklendiriyor) Bir çocuğu sevmek için kullanılan enerji davranışa dönüşür, Onu ezmek için kullanılmayan enerjiye ne olur? Bireyin çocuğu ezmek için kullanmadığı enerji ile yüzleşmesi ve onu kabul etmesi halinde psişesinin gelişimine katkı sunar ve psikolojik olarak büyüme sağlar. Eğer kötülük isteği hiç yokmuş gibi varsayılıp inkar edilirse bu durumda enerji kötülük isteğine doğru kayacaktır.