Ay Işığı

Büyük bilge Abdullah Bosnevî var meselâ. Bosna'da doğuyor, İstanbul'da ders görüyor, Kahire'de dersine devam ediyor. Konya'daki vefat ediyor, mezarı Konya'da. Önemli oranda İbn Arabî'den etkilenmiş, o kaynaktan beslenmiş. Bunun gibi, doğduğu yer ile ahirete göçtüğü yer itibarıyle bize "Anadolu" denilen coğrafyanın sınırlarının ne denli geniş olduğunu gösteren birçok bilge var.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Şeyh Edebalî'nin Şam'da İbn Arabî medresesinde yetişmiş bir âlim olduğu yönünde görüşler vardır. Bundan dolayı olsa gerektir ki Osmanlı Beyliği'nin daha ilk günlerinden itibaren İbn Arabî mektebine özel önem verdiğini görmekteyiz. Sonraki dönemlerde de bu mektebe gösterilen özel önem giderek artmıştır. Ancak ne zaman ki, Osmanlı İbn Teymiyyecileri diyebileceğimiz bir akım ortaya çıkıp -bunlara Kadızadeliler demekteyiz- medreseye ve medrese zihniyetine hakim oldu, Osmanlı zihniyet dünyası da daralmaya başladı.
Osmanlı şâirinin etkilendiği kişiler kimlerdir diye baktığımızda, bütün referanslarının, ismen ve düşünce takibi açısından genellikle şu üç kişide toplandığını görmekteyiz: Evvela Muhyiddin İbn Arabî (daha çok fikren, şiir kalıpları açısından değil), peşinden görüşlerini Farsça olarak ifade etmiş bir Mevlana, onun da peşinden bir Türkmen kocası, ârifi Yunus Emre gelir. Bu üçü, gerçekten de Osmanlı tefekkür dünyasını ve bunun bir sonucu olarak şiirini etkileyen üç büyük ustadır.
Sûfîler akla hiçbir zaman karşı olmadılar. Onların tenkit ettikleri günlük aklın (akl-ı meaş) Allah'ı tanımadaki yetersizliğidir. Bugün "duygusal akl"ın üstünlüğü artık kabul edilen bir gerçektir. Bugünün dünyasının felsefe üretememesi, zalim kapitalizmin tüketim nesnesi haline gelmesi, doğanın tahrip edilmesi objektif dedikleri nazarî bilginin dayatmasıyla olmuştur.
Hülâsa, yüzümüzü O'na çevirip "Sana döndük, başka bir tarafa değil." demeliyiz. Alıcı hale gelmeliyiz. Alıcı hale gelince yavaş yavaş bizde işlem gerçekleşir. Ama bu hemencecik bir dakikada olmaz. Olmaması da iyidir aslında. Tekâmülün hemen olmaması iyidir, çünkü yapabiliriz. Tatlı tatlı, düşe kalka, belirli bir yaş ve zamandan sonra olması iyidir. Mayalanarak pişmek gerekir. Yoksa dıştan bakıldığı zaman pişmiş gibi görünür. Biraz beklemek gerekir, beklemeyi bilmek gerekir. Bize düşen yüzümüzü o tarafa çevirip, başka kapıları dolanmaksızın beklemekten ibarettir.