Ay Işığı

Türkiye'de hükümetler selefleri olan rakiplerinin dış politikasını reddeden tuttursalar da, ekonomik açıdan birbirine zıt politikalar yürütseler de, kamuda ayrı ayrı kadrolaşarak birbirini kovsalar da, bir konuda sürekliliği sağlamışlardır: Eğitim. Eğitimin üzere yükseleceği zemin, siyasi görüş ve ideolojinin zemini değildir, bizzat eğitimin kendisi üzerine yapılan bir tefekkür ameliyesinin ürettiği, eğitimin tabiatını aydınlatan, eğitimi kurgulaması sürecini yöneten bir evredir. Müfredatı silkelerken, öğretmen rotasyonları ile geçici çözüm üretmeye çalışırken, ders kitaplarına yeni konular ve dersler arasına yeni seçenekler eklerken çok önemli bir konuya atlıyoruz: Eğitimin kendisi üzerine tefekkürü, eğitimin tabiatı ve istikameti üzerine düşünmeyi.
Reklam
Hababam Sınıfı hepsi birbirinden yaşlı ve bezgin öğretmen kadrosunun temsil ettiği, istifçi ve sıkıcı eğitim sisteminin başarılı bir parodisi oldu. Hababam Sınıfı serisinin afişlerine bakın: Sınıftan, öğrencilerden, ortamdan canlılık ve neşe taştığını görürsünüz. Şu soruyu sormak Hababam Sınıfı niçin bu kadar neşeli?
Hababam Sınıfı: Eğitimin Anarşistleri Hababam sınıfı her biri yirmi üç, yirmi beş yaşına gelmesine, aralarında Damat Ferit gibilerinin evlenip çoluk çocuk sahibi bile olmasına rağmen bir türlü mezun olamayan öğrencilerden oluşmakla birlikte, okulu imha etme fikrine değil, dönüştürme fikrine sahiptir. Eğlenebildikleri, yemek yiyebildikleri, sigara içebildikleri, dayanışabildikleri sürece okuldan çok da rahatsız görünmezler. Hababam sınıfı öğrencileri, sıkıcı ve istifçi bir eğitim düzenini habire manipüle eden, oyundan eğitime ulaşma mecralarına sahip olmadıkları için eğitimden oyuna ulaşmaya çalışan eğitim anarşistleri gibidir.
Bayan Sadofsky'nin Valley Okuluyka ilgili kurduğu cümleler "Okulumuzda oyun en ciddiye andığımız şeydir. Bunu da tesadüfen, kazara yapmıyoruz. Psikologların üzerinde büyük oranda ölçüde ortaklaştıkları bir gerçek vardır: Zihnin özgürce keşfetmesine olanak vermek, zihnî açılım için de fırsat yaratmak anlamına geliyor. Gerçekten de bizlerin en yaratıcı anlar olarak tarif edebileceğimiz anlar, 'yeni fikirler üzerine oynadığımız' anlardır. "
Bakir tabiat bizde haşyet uyandırır. Göğe doğru yürümüş ağaçlar, gökte gezinen bulutlar, hayvan izleri, bir yerde kaynayıvermiş küçük bir pınar. Bütün bunlar, bizim denetleyemediğmiz bir dünyanın parçaları olarak bizi güçsüz ve dayanıksız kılar. O suyun orada, hesapsızca ve görünür bir fayda sağlamadan akıp gitmesi bizi tedirgin eder. Ama aynı zamanda o suyu akıtan bir kurgu karşısında bizde bir haşyet uyandırır. O hayvan izleri benim tamamen habersiz olduğum bir gerekçeyle, oralarda bırakılmıştır: ağaç kabuğuna takılı kalan tüyler, bir yeşil sürgündeki diş izleri, küçük hayvanların kabarttıkları toprak. Bütün bunlar sebepsizce güzeldir. Bu durumsa beni çaresiz bırakır ve beni o anda yapmam gereken tek şeye, haşyet ve temaşaya mahkum eder.
Reklam