Ay Işığı

Sabah on civarında, mahalle içlerindeki sokaklara dalınca, açık pencerelerden yükselen koku çeşitliliğine karşın, pencerelerden dökülen seslerim ne olduğunu soralım. O ya da bu sokakta, varlıklı evin penceresinden ya da şu garibanın yarı bodrumundan gelen ses, içeride süren hayatın yoksulluğundan ya da varsıllığından, ailenin yöresinden ya da etnik kökeninden ipuçları taşıyor mu? Yoksa içeride yaşanan ne olursa olsun, bütün bu yaşantının desini kısan bir ses, tek bir ses mi duyuluyor? Kestirmeden söylemek gerekirse o saatlerde, ekrandaki sabah programları arasından herhangi birinin sesinden başka ses duyulmuyor. Zengini, fakiri, genci, yaşlısı Malatyalısı, İzmirlisi, aynı cevval, aynı hoş, aynı delişmen, aynı sempatik sunucunun kısılmayan sesini, bitmeyen konusunu dinliyor. Bütün evler aynı kayıplar, aynı aldatmalar, aynı ihanetler için vahvahlıyor... Evlerimiz, kendi seslerini yitirmiş durumda. Ev içlerinin tek sesliliğe mahkum oluşuna karşın, hala ev kokularında bir çeşitlilikten bahsetmemiz mümkün yani. Damak ve midelerimiz hakkında ne kadar muhafazakarsak kulak ve dimağlarımız hususunda o kadar liberaliz anlamına mı geliyor bu?
Reklam
Bu farklılık bende tedirginliğe değil, belki aksine meraka ve sempatiye yol açardı. Evlerin sade içlerinde süregiden düzenleriyle ve anneleri ile değil, aynı zamanda kokularıyla da ayrışıyor olması... Keskin kokuların bugün hayatımızda çıkmakta olmasına rağmen yine de evlerimizin kokuları az çok, şöyle ya da böyle birbirinden farklı olmayı sürdürüyor. Ya sesler?
Bu arada buğday çuvalları açıldıkça eller gayri ihtiyari olarak buğdayların için dalar, belli belirsiz yüzer, bir miktar buğday alıp göz hizasına yükselir. Buğdayla insan şimdi göz gözedir. Adem babanın mirası, Adem babanın çocuğu tarafından kutsanır, sevilir. Bu iki dost tarihin derinliklerinden beri birbirini taşımış, birbirlerine destek olmuş, birbirleri için yaşamış bu iki dost şu kritik anlarda birbirini anlatmaktadır. Birazdan buğday kırılacak, bulguru dönüşecektir ve bunlar buğdayla karşı karşıya gelmek için son demlerdir ve bu anlara layık bir uğurlamayı herkes hak etmektedir.
Ekmek yapmanın yegane yolunu temin eden buğday hakkında sayılı, yani gerçekten de bir, bir buçuk, iki kadar sayılı cümle kurabildiğimi fark etmem için geçmiş yüzyıla ait üç kadını, bir kasaba değirmeninde, buğday çuvallarının başında izlemem gerekiyormuş.
On bir bin dokuz doksan dokuz balık, "İyi geceler" diyerek gidip uyudular. Büyükanne de uyudu. Ama bir tane Küçük Kırmızı Balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı. Sabaha kadar denizi düşündü durdu.
Reklam