Sabah on civarında, mahalle içlerindeki sokaklara dalınca, açık pencerelerden yükselen koku çeşitliliğine karşın, pencerelerden dökülen seslerim ne olduğunu soralım. O ya da bu sokakta, varlıklı evin penceresinden ya da şu garibanın yarı bodrumundan gelen ses, içeride süren hayatın yoksulluğundan ya da varsıllığından, ailenin yöresinden ya da etnik kökeninden ipuçları taşıyor mu? Yoksa içeride yaşanan ne olursa olsun, bütün bu yaşantının desini kısan bir ses, tek bir ses mi duyuluyor?
Kestirmeden söylemek gerekirse o saatlerde, ekrandaki sabah programları arasından herhangi birinin sesinden başka ses duyulmuyor. Zengini, fakiri, genci, yaşlısı Malatyalısı, İzmirlisi, aynı cevval, aynı hoş, aynı delişmen, aynı sempatik sunucunun kısılmayan sesini, bitmeyen konusunu dinliyor. Bütün evler aynı kayıplar, aynı aldatmalar, aynı ihanetler için vahvahlıyor... Evlerimiz, kendi seslerini yitirmiş durumda.
Ev içlerinin tek sesliliğe mahkum oluşuna karşın, hala ev kokularında bir çeşitlilikten bahsetmemiz mümkün yani. Damak ve midelerimiz hakkında ne kadar muhafazakarsak kulak ve dimağlarımız hususunda o kadar liberaliz anlamına mı geliyor bu?