"Ömer Seyfettin'in sınır boylarında müfreze komutanı olarak bulunduğu sırada bir çok acıklı olayları gözleriyle görmüş olmasının edebî kişiliğinin bu yolda gelişmesinde büyük yeri olmuştur, denilebilir. Bir yandan gerçekle karşı karşıya bulun-mak, onda milliyet duygularını kamçılarken, öte yandan da yabancı dilde okuduğu eserler onun ince zevkinin gelişmesine yol açmış ve onu eski edebî dilden bir tiksinme ile uzaklaştırmıştır."
Ziya Gökalp'ın çevresinde toplananlar, Genç Kalemler'in anlattığı Türkçeyi yaymak için başka çarelere de baş vurdular. Bu konuda Enver Paşa'nın başkanlığında toplantılar yapıldı. Hepsinden önemlisi, Batı klasiklerinin yeni lisanla Türkçeye çevrilmeleri için listeler hazırlanıyor, harekete geçiliyordu.
"Arapça, Farsça terkiplerin hiç lüzumu yoktur. Bunlar ancak süs içindir. Kimin gösterecek, teşhir edecek fikri yoksa, onları, çok kullanır. Eğer o terkipler terk olunursa, tasfiyede büyük adım atılmış olmaz mı? Bunu yalnız başaramam. Geliniz Cânip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim. Ah, büyük fikir, sây, sebat ister."
"Abdülhamit'in son saltanat yıllarında memûrinden, asker ve sivillerden bir kısmı dünya nimetlerinden arslan payı alıyor. lardı. Fakat bunlardan hariç kalanlar, mesela aylıkları ile ge-çinen küçük taşra memurları, yine aylıkları ile geçinen küçük rütbedeki Makedonya'da eşkıya kovalamağa memur subaylar, hizmet ve emeklerinin tamamıyla ödenmediğini pek âlâ biliyorlardı. 'İttihat ve Terakki' işte bu proleter memûrin-i askeriye ve mülkiyeyi teşkilatlandırarak, yani iktisadî durumlarından yanıp yakılanların temsilcisi olarak işe girişti...