Tahir Alangu

Tahir Alangu

YazarDerleyenÇevirmen
7.8/10
165 Kişi
·
612
Okunma
·
17
Beğeni
·
1.365
Gösterim
Adı:
Tahir Alangu
Unvan:
Eğitimci, Edebiyat Tarihçisi ve Halkbilimi Araştırmacısı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1915
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1973
Eğitimci, edebiyat tarihçisi ve halkbilimi araştırmacısı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ’nü bitirdi (1943). Köy enstitülerinde, liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı, bazı yüksek okullarda ders verdi. Üniversite öğrenciliğinden itibaren halkbilimiyle ilgilendi, özel olarak masallar üzerinde çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde verdiği seminerler 1970 sonrasında yetişen halkbilimciler üzerinde etkili oldu. Türkiye Folklor Elkitabı (1983), Alangu’nun halkbilimi ders notlarının ve yazılarının derlenmesiyle oluşturulmuş dikkate değer bir çalışmadır. Billur Köşk Masalları (1961), Keloğlan Masalları (1967) ve Kediler Padişahı (2009) onun yeniden kaleme alınmış, bilgilendirici yazılarla sunulmuş masal kitaplarıdır. Alangu’nun Türk edebiyatıyla ilgili çalışmaları da var: Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman (I-III, 1959-1965), Ömer Seyfettin. Bir Ülkücü Yazarın Romanı (1968) ve VIII. Yüzyıldan Günümüze 100 Ünlü Türk Eseri (I-II, 1974).
255 syf.
·9/10 puan
Gülsarı, Tanabay'ın yetiştirdiği bir at ve Tanabay hikayenin ana karakteri. Hikaye Gülsarı ile Tanabay'ın etrafında gelişiyor ve bu ikili arasında farklı bir ilişki, güçlü bir bağ vardır .  Hayatlarında bazı ayrılıklar olsada hayatları hep kesişiyor ve Gülsarı'nın hayatının son günlerinde birliktelerdir.Kitapta bu sonla başlıyor ve Tanabay'ın geçmişini düşünmesiyle hikaye geçmişe ve bugüne geçişler şeklinde anlatılıyor.

Gülsarı doğuştan yorga bir attır,güzelliği ve yarışmalarda ki başarısı ile dikkat çekmektedir. O zamanlarda böyle bir ata binmek büyük mutluluk sayılır ve binen kişi talihli olarak görülürdü. Parti başkanları bu ata binmeliydi, Gülsarı ile Tanabay'ın ayrılıkları böyle başladı.

Tanabay ülkesine hizmet etmek için çalışır, ona verilen işleri yapmayı kabul ederdi. Yılkıcı oldu, partide görev aldı, çoban oldu, zor zamanlar geçirdi ama sonunda ihanetle suçlandı. Oysa Tanabay'ın geleceğe dair güzel hayalleri vardı.
... Tanabay öyle düşünmekte, geleceği toz pembe görmekte pek acele ettiğini şimdi çok iyi anlıyordu...

Cengiz Aytmatov'un okuduğum ilk kitabıydı, çok güzeldi, etkileyici. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Keyifli okumalar.
352 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Billur Köşk Masalları'nın ilginç serüvenine tanıklık ediyor Tahir alangu' nun bu kitabı. İlginçlik, bu kitaptaki masalların sözlü gelenekten yazılı ortama geçmemiş, yazılı ortamdan da sözlü geleneğe yansımış olmasın da. Tanıklık ise kitaplaşmanın onca yıl sonra bu derleme ile yeni bir halka daha kazanarak devam etmesi ile vücut buluyor.
Kitapta yer alan bu arka yazıdan sonra şunu belirtmek isterim ki gerçekten hikayeler masal ve halk hikayesi tadında anlatılmış. Nazım - nesir karışık yazılmış ve tabi masalların başında, ortasında, sonunda abartılı tekerlemeler yer alıyor. Aşk ve sevgi konulu masallar halk hikayesinde yaşanılanlar gibi anlatılmış ve durumlar şiirlerle, manilerle yansıtılmış. Kitapta yer alan canlı ve cansız yardımcı kahramanlar hep iyi karakterler olduğu için; olağanüstü özellikleriyle asıl kahramanlara yardım edip, onları zor durumda bırakmıyor, konuşmalarıyla da alınması gereken öğütleri veriyor.
Masalları okumaktan, halk edebiyatıyla iç içe olmaktan her zaman keyif alırım. Bu yüzden masalların da her zaman her yaşta bizleri eğlendirdiğini, düşündürdüğünü, eğittiğini ve öğrettiğini düşünüyorum. Elimizde kalan yalnızca masallar ve masal kahramanları... olsa daa masallar okunmaya fazlasıyla değer ;) Bir masal tekerlemesiyle son vereyim yazıma:
Masaldakiler ermiş muradına, darısı bizlerin başına :)
352 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Billur köşk masalları; her bir masalı çok güzeller. Gerek hayvanlarla ilgili masallar gerek insanlarla ilgili olsun hepsi de güzel masallardı. Okumayanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
313 syf.
·2 günde
Ülkemizdeki şanssız Nobelli yazarlardan biri de Samuel Josef Agnon. Dilimize sadece dört kitabı çevrilse de çok fazla okuyucunun ilgisi çekmeyi başaramamış. Dört kitabından okumaya en değer kitabı benim fikrimce bu kitabı. Bu kitap iki cilt halinde yayımlanmış, ben en çok birinci cildini beğendim. Genel olarak yazarla ilgili görüşlerim maalesef çok da olumlu yönde değil. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu eserinde de çok hissedilir bir olay örgüsü yok. Yazarın ele aldığı konular genelde birbirini tekrar eder nitelikte. Kitaplarında Yahudilikle ilgili konular özellikle ön plana çıkıyor. Nitekim bu durum Yahudilikle ilgili konulara meraklı olmayan okurları fazlasıyla sıkabilir diye düşünüyorum. Çoğunlukla durağan geçen olaylar da olumsuz özellikler arasında gösterilebilir. Özellikle Nobel’i almasından sonra kitapları yabancı dillere çevrilmeye başlansa da ülkemizde pek rağbet görmediği aşikâr.

Yazar bu romanını bir buçuk yıllık bir sürede yazdığını, günde 10 ila 16 saat çalıştığını, sağlığına hiç dikkat etmediğini, doktor tavsiyelerine uymadığını, bir saat bile çıkıp güneşte dolaşmadığını, bu hikâyede başına gelebilecek her türlü şeye memnuniyetle katlanacağını söylüyor bir yazısında. Yazarın ikinci romanı olarak nitelendirilen bu roman, İbranice olarak 1939'da kaleme alınmış ve genel olarak kitapta Yahudi kültürünün 1. Dünya Savaşı'ndan sonraki çöküşü üzerine temellendirilmiş. Yani Avrupa'da kalmış Yahudilerin savaş sonrasında geçirdiği olumsuz değişimler olaylar üzerinden değil de daha çok kişiler üzerinden gidilerek anlatılmış. Hikâyenin anlatıcısı bizzat yazarın kendisi olmakla birlikte kitabın otobiyografik özellikler taşıdığını da belirtelim. Yazar kendi hayatından bir kesiti hikâyeye dâhil etmiş. Özellikle gerçek yaşamda yazarın memleketini terk edip gitmesi ve yıllar sonra tekrar oraya dönüşü romanda belki olay namına anlatabileceğimiz tek şey.

Yıllarca Filistin'de yaşadıktan sonra doğduğu kasabaya gelen yazar kendini orada bir yabancı gibi bulur. Şehir çok sessiz, ruhen terk edilmiş gibidir. Her yerde yıkıntıların izlerini görmek mümkündür. Çocukluk hatıraları bir anda yerle bir olur. Yahudi geleneğinin doğup büyüdüğü ve yaşatıldığı o şehir artık onlar için bir sembol olmaktan çıkmış durumdadır. Tanıştığı insanlar da maddi ve manevi olarak yıkılmışlardır. Geride kalanlar fakirlik ve sefaletin pençesindedirler. Pek çoğu fiziksel ve zihinsel olarak hastadır. Trajik bir geçmişin izlerini silemeden yeni problemlerle karşı karşıyadırlar. Sadece insanlar değil, binalar ve ibadethaneler de aynı durumdadır. Sinagoglara giden yoktur, üstelik o büyülü havaları artık çok eskilerde kalmıştır. Dört duvardan başka bir şey değildir. Burada yazar biraz da Don Kişotvari bir role bürünerek ibadethaneleri tekrar eski haline getirmeye, halkı bilinçlendirmeye çalışsa da bunda muvaffak olamaz. Çürüme ve yok oluş onun tahminlerinden çok daha hızlı ilerlemektedir kasaba için. Geçmiş adeta bir hayalet ve iskelet gibi önünde durmaktadır. Romanın sonlarına doğru yazar yavaş yavaş istemese de felaketi kabullenmeye başlar.

Romanda söylediğim gibi bir olay örgüsünden çok kişisel ve toplumsal felaketin kanıtları ön plandadır. Fantezi ve hayal öğeleri bir hayli fazla, yazar sürekli kendi içinde bir hesaplaşma durumundadır. Dinsel öğeler, ibadetler çok fazla ön planda. Tüm bunlar da okuma sürecini yavaşlatıyor ve bir süre sonra sıkıcı hale getirmeye başlıyor sanki.

Birkaç günlük olması planlanan ziyaret neredeyse bir yıla çıkar ve yazar hiçbir zaman kendini evindeymiş gibi hissedemez. Romanın sonunda Yahudi yaşamı için orada bir umudun olmadığını gören yazar evine döner. Avrupa’da Yahudi kültürü, yaşamı çökmüştür; Avrupa Yahudilerinin evi yıkılmıştır, artık yeni ev İsrail'dir.
514 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
Osmanlı egemenliği altındaki Balkan coğrafyasının bir parçası olan Bosna'nın o dönemdeki başkenti Travnik'de 1800'lü yılların başındaki yaklaşık 7 yıllık bir zaman dilimini anlatan roman yavaş ve sindire sindire okunması gereken çok etkileyici ve güzel bir eser.

Bölgede yaşayanların Travnik çukuru olarak adlandırdıkları ve dönemin mahrumiyet bölgesi -hatta orada görev yapmak için gelen resmi görevlilerin deyişiyle sürgün yeri- olarak gördükleri şehirde yaşanan bu zaman aralığına, o dönemde açılan Fransa ve Avusturya Konsoloslukları nedeniyle "Konsoloslar dönemi" de denmektedir.

Kitabın konusunun geçtiği zaman ve mekanda, mevcut Osmanlı yönetimini temsilen ard arda gönderilen farklı karakterlere sahip üç adet vezir ve vezirlerin konsoloslar ile olan ilişkileri, dini ve etnik olarak karışık bir yapıya neden olan toplumun yaşayışı, romanın ilerlediği her aşamada sahneye girip çıkan farklı karakterler, bağlantılı olarak Osmanlı'nın başkentindeki taht kavgaları, isyanlar, entrikalar, tüm Avrupa'yı tehdit eden İmparator Napolyon'un bölgeye yapma ihtimali olan seferin toplum üzerinde yaşattığı korkular Nobel ödüllü yazar İvo Andriç'in gözünden ve kaleminden o kadar çarpıcı bir şekilde anlatılmış ki, kitabın neredeyse her sayfasında tarihi bir filmin sahnelerini izliyormuş gibi bir duygu içine girdim.

Üzerinden 220 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen halen Osmanlı izlerinin fazlasıyla görüldüğü Bosna Hersek her zaman seyahat planlarımın içindeydi ama şu lanet pandemi nedeniyle ertelemek zorunda kaldım. Öyle ki, pandemi sonrası ilk fırsatta belli başlı bölgeleri olmak üzere tüm Bosna'yı kapsayan bir gezi planını da yapmaya başladım.

Balkan coğrafyasına ve tarihi romanlara meraklı tüm kitapseverlere şiddetle önererek kitabı kütüphanemin en güzel köşelerinden birine yerleştiriyorum.
352 syf.
Billur Köşk Masalları...

Nereden nasıl incelemeye çalışsam diye düşünüyorum ama çok mümkün olmayacak sanırım, sadece benim için ne ifade ettiğini paylaşmak istiyorum.

Çocukluğumun çoğunluğunu yalnız geçiren biri olarak hatıramda kalan benim için en değerli saatler, ebeveynleri olmasına karşın hem yetim hem öksüz büyüyen babamın sürekli menkıbelerle birlikte anlattığı masallar, öyküler, hikayelerdir. Bizim için bir gelenek haline gelmişti. Bense her zamanki meraklı mizacımla pür dikkat anlattıklarını dinlerdim. Anlattığı masallar da köy yerinde 30'lu yıllarda ilkokulu bitirebilmiş, birlikte büyüdüğü dedesinden dinleyerek öğrendiği masallardı. Tabi TV yok, radyo da sürekli dinlenmiyor, malum kömür (pil) lazım. Büyükdedem her gün anlatırmış bu Billur Köşk masallarından. Masallarda en sevdiğim karakter Zümrüdü Anka kuşu olmuştu, yani ilkokul öğrencisiyim, onun o hafızasındaki betimlemeleri nasıl canhıraş kafamda canlandırmaya çalışıyorum. Baba gerçekten çok mu büyük? Üzerine binip uçabilir miyiz? Tüm sorularıma masallarla cevap vermeye çalışırdı babacığım.

Tabi aradan yıllar geçti, üniversite bitti ama arada hala o masallardan konuşurduk. Ben masalı anlatmasından ziyade, anlatırken kendi yaşayamadığı çocukluğuna döndüğünü görebilmeyi seviyordum. O zamanlar da ben bu masalların bu kitaptan olduğunu bilmiyordum.

Baba dedim, büyükdedem bunları nereden uyduruyordu? Tahir Alangu'nun kitabını okumuş eskiden, hepsini hatırlıyor-muş, bize de sürekli hevesle, heyecanla anlatırdı dedi. Sen nasıl hatırlıyorsun hepsini? Cevap yok.

Ben de unutmuyorum.

Masallarda saklı olan çok başka şeyler olduğunu o zaman anlamıştım. Yaşanılan ya da yaşanılamayan çocukluğu barındıran hislerin bütünü.

Sonra Tahir Alangu araştırmasına girmiştim. Birkaç çeşidini bulmuş ama içerikleri kısa olduğu için beğenmemiştim; daha sonraları ise bu basımı buldum ama bir türlü edinemedim stok durumundan dolayı. Bu sitenin bana kazandırdığı çok kıymetli arkadaşlardan biri geçen sene hediye etmişti. Babama verdiğimde ise olan an görülmeye değerdi.

Sonra tekrar beraber tazeledik anıları. Zümrüdü Anka'nın yeri de hatıramda bundan başkadır.

Öhömm.... Neyse.

Duyguların en güzeli saf, temiz olanlardır; yani çocuklarınki.

Not: Yazıda çok fazla baba temasına değindiğimden, babası bu dünyadan göç etmiş olanlara rahmet diliyorum, hasta olanlara da şifa diliyorum. Niyetim kimsenin acısını deşmek değil, bir hatıratı paylaşmaktır.

Merve,2018
100 syf.
·8/10 puan
Kitaplığımda 10 yıldır bulunan bu güzelim masalı sonunda okuyabilmiş olmak benim için çok güzel bir duygu. Masal; genel olarak çocuklar için tavsiye edilse de, onların temiz kalpli dünyalarına bürünebilmeleri için yetişkinlerin de çocuklar kadar okumasını düşünüyorum. İçinde çok güzel hikâyeler barındırıyor, tavsiye ederim.
160 syf.
·2 günde·7/10 puan
İçerisinde sizi çocukluğunuza götürecek, kurnazlığı ve çevik zekası ile bildiğiniz Keloğlan'ın masalları mevcut :) nostalji yapmış oldum. Çok tat alarak okudum. Ama içerisinde yine çocuklar için uygun olmayan bazı bölümler ve karakterler mevcuttu.
160 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İlber Ortaylı'nın önerdiği kitaplar arasında. Bu sebeple aldım ve okudum. Lakin beni pek sarmadı. Sanırım kitabı anlamadığım için. İlber Ortaylı'ya sormak lazım neden bu kitabı tavsiye etmiş.
250 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitapta 7 masal var. Tahir Alangu’nun Keloğlan Masalları kitabını okumuş ve öğrencilerime okutmuştum. Çünkü masal farklı bir içerik ve kültür ürünüdür.

Kediler Padişahı da Tahir Alangu’nun olunca bu özel günlerde öğrencilerime okuttum. İçeriğini bilmem gerektiğinden ben de okudum. Çocuklara masallar işte... Ancak günümüz çocuklarına yeter mi, emin değilim...

Son olarak, yabancı film ve kitaplardan öğrendiğimiz Sihirli Fasulyeler masalını burada da okudum. Kaynağını bizim masallarımızda gördüğüme sevindim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tahir Alangu
Unvan:
Eğitimci, Edebiyat Tarihçisi ve Halkbilimi Araştırmacısı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1915
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1973
Eğitimci, edebiyat tarihçisi ve halkbilimi araştırmacısı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ’nü bitirdi (1943). Köy enstitülerinde, liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı, bazı yüksek okullarda ders verdi. Üniversite öğrenciliğinden itibaren halkbilimiyle ilgilendi, özel olarak masallar üzerinde çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde verdiği seminerler 1970 sonrasında yetişen halkbilimciler üzerinde etkili oldu. Türkiye Folklor Elkitabı (1983), Alangu’nun halkbilimi ders notlarının ve yazılarının derlenmesiyle oluşturulmuş dikkate değer bir çalışmadır. Billur Köşk Masalları (1961), Keloğlan Masalları (1967) ve Kediler Padişahı (2009) onun yeniden kaleme alınmış, bilgilendirici yazılarla sunulmuş masal kitaplarıdır. Alangu’nun Türk edebiyatıyla ilgili çalışmaları da var: Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman (I-III, 1959-1965), Ömer Seyfettin. Bir Ülkücü Yazarın Romanı (1968) ve VIII. Yüzyıldan Günümüze 100 Ünlü Türk Eseri (I-II, 1974).

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 612 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 233 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.