Kemal Boz

Kemal Boz
@Kemalbbz
𝓿𝓮 𝓫𝓪𝓱𝓻-𝓲 𝓻𝓾𝓱𝓪𝓷𝓲𝔂𝔂𝓮𝓽 𝓽𝓮𝓶𝓮𝓿𝓿𝓾𝓬 𝓮𝓽𝓽𝓲𝓰𝓲 𝓿𝓪𝓴𝓲𝓽 𝓼𝓪𝓱𝓲𝓵-𝓲 𝓴𝓪𝓵𝓫𝓮 𝓬𝓪𝓻𝓹𝓪𝓻
İstanbul Üni. İlahiyat/Sosyoloji
9 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2020 11. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 12:54
Medeniyet, Civilization veya kadim İslam anlayışı ile Umran. İnsan topluluklarının belli düzen içerisinde bir arada yaşayıp üretim gerçekleştirmesi sürecinin farklı farklı isimlendirmeleri. Her nekadar civilization kelimesi daha eski tarihlere götürebilecek bir "terim" olmuş olsa da Görgün hoca'nın ifadesi ile Fransa'da ortaya çıkan civilization kelimesi Durkheim'ın veya ondan etkilenen Ziya gökalp'in ifadelerinde benzer bir şekilde din temelli, dinin toplumsal düzenin sağlayıcısı olduğu bir anlamı ifade ederken daha sonralarında bu ifadeden din kavramının kaldırılması ve yalnızca medeni bir hayat yaşayan insanların ifade eder olmuştur. Osmanlı'nın bir güç olarak zayıflamasının ardından da Batının, medeniyeti tüm dünyaya yayma ihtiyacı veyahut diğer bir ifadeyle sömürüsü başlamıştır. Görgün hoca'nın bu kitaptaki temel savı medeniyetin bir değişim ve dönüşüm içerisinde olduğu daha önceden İslam medeniyetinin hakim olduğu dünya üzerinde şuan Batı'nın hakim olması tekrardan İslam medeniyetinin hakim bir medeniyet olarak canlanıp ortaya çıkmasına engel bir şey değildir. İslam medeniyeti bunu batının hakim güç olmasın da izlediği aşamaları takip etmek suretiyle kendisinde gerçekleştireceği belli tecdid faaliyetlerinin ardından gerçekleştirebilir. Nitekim bir şeyin düşünebilmesi, dile getirmesi yapilabilirliği anlamına gelir. Zaten Batı medeniyetinin beslendiği temel nokta kendisi zayıfken veya ortada yokken güçlü olan İslam medeniyeti ve onun Batıya komşu temsilcisi olan Osmanlı'nın geleneklerinden gelir. Buna örnek olarak batıda kilisenin ve peygamberlik anlayışının zayıflamasının beraberinde getirdiği protestanları örnek verir. Protestanlığın temelindeki insan kendi zihnini ile kendi düşüncesi ile Tanrı'ya ulaşabileceği fikri Osmanlı'nın zihin ve tabiat üzerindeki
Medeniyet MeselesiTahsin Görgün · Endülüs Yayınları · 2018388 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2020 15:19
Genel olarak komünizm denilince akla ilk Karl Marx gelir. Evet ama ben bu sefer biraz manifestonun yazımında Marx'la birlikte emeği olan Friedrich Engels'tan bahsetmek istiyorum. Tarihi açıdan baktığımızda en başta Engels'ın varlığı Marx için çok önemlidir. Hem düşün hayatında hemde yaşamının sonlarına doğru ekonomik hayatında. Engels Marx'la sürekli destek olmuş davalarını birlikte yürütmüşler ve gazeteleri birlikte çıkarmışlardır. En önemlisi de Engels, Marx'ın ölümünden sonra manifestoya yazdığı ön sözlerde vefalı olduğunu göstererek -yani fikirlerin üzerine yatmamış- eserin temel metodolojisinin Marx'a ait olduğunu o öldükten sonra esere ekleme yapılamayacağını özellikle belirtmiştir. Komünist Manifesto'dan Notlar: *Sanayi devriminden sonra feodal beyler yerine gelen burjuvazi feodal beylerden çok farklı olmamıştır, eski savaşlar yerine yeni savaşlar getirmiştir. *Amerika’nın, Ümit Burnu’nun keşfi, doğu Hindistan ve Çin pazarı, Amerikan topraklarının sömürülmesi, yeni ticaret alanları açmış bunun sonucunda ticaret malları çeşitlenmiş ve tüm bunlar burjuvaziyi geliştirmiştir. *Küçük sanayi üretimde yeterli olamayınca, manifaktür sisteme geçilmiş o da yeterli olmayınca dev modern sananiye geçilmiştir. Modern burjuvazide üretim değişiminin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. *Burjuvazi’nin serbest ticareti toplumsal duyguyu ortadan kaldırmış, meslekler de saygınlığını emeklerini satarak kaybetmiştir. Ürünlerin ve üreticinin artması, ürünlerin çeşitlenmesi burjuvaziyi tüm dünyaya egemen kılmaya itmiş böylelikle ham maddeyi uzaktan getirme ihtiyacı doğmuştur. Dolayısıyla ulusal pazarlar yıkılmış yerine kozmopolit pazarlar kurulmuştur. Bu da karşılıklı bağımlılığı doğurmuştur. Karşılıklı bağımlılığı maddi alanla sınırlamamış bunun izdüşümü manevi alanlarda da (dünya
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,4bin okunma
8/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2020 02:40
İbrahim Kalın'ın kitabında ki temel argümanı İslam ve Avrupa'nın tarihsel etkileşiminden yakaladığı izlerle aslında sanıldığı gibi İslam ve Avrupa tarih boyunca birbirlerine düşman değillerdi zaman zaman Endülüs-Avrupa, Abbasi-Klasik Yunan bilgeliği, Osmanlı-Avrupa gibi kültürel hatta dini etkileşimler yaşamış olmalarıdır. Kalın bu değerlendirmesinden yola çıkarak -belki de kitabın yazılma amacını taşıyan- şu savla karşımıza çıkıyor “Tüm kültürler tüm içerikleriyle şartlar sağlanması durumunda birbirleri ile mutlu mesut yaşayabilirler.” Kalın’ın iddiasını desteklemek için elbette kullandığı belli başlı argümanlar var. Bunlar arasında Avrupa’nın Doğu’yu medya, akademik yazımlar ve edebiyat vasıtasıyla tanıyor olması. Böylelikle Edward Said’in ifadesi ile kafalarında egzotik ( kendi içine kapalı, modernizimden uzak mekanik toplum ) olarak algılaması ve böylelikle ben tasavvurları yanında keskin bir “doğu doğudur” çerçevesinde öteki anlayışlarının oluşması. Doğu tarafında yani İslam’ın klasik tasavvurunda Müslüman olsun olmasın hakların ve özgürlüklerin korunuyor olması vardır. Ancak Avrupa’daki kolonyal hareketler sonucunda geri kalmışlık ve ezilmişlik duygusuyla modern İslam tasavvuru da “Batı Batı’dır” anlayışı oluşmuştur. Tüm bunların yanında aklıma hep takılan sorular vardı. Sözgelimi şunu hep söyleriz Hitler veya Michael Jackson aslında gizli Müslümanlarmış veya Batı’ın oyunları bunlar hep İslam’ı yıkmaya çalışıyorlar gibi ifadeler bende hep acaba bunlar efsane olmuş sözler mi yoksa bir karşılığı batıda var mı acaba? Bunlara cevap bulduğum bir kitap oldu diyebilirim.
İslam ve Batıİbrahim Kalın · İsam Yayınları · 20191,884 okunma
9/10
·481 syf.··
Beğendi
·
2020 2. kitabı
Livaneli'nin hangi eserini okusam içerisinde bir kültür bir tarih bulabiliyorum belkide onun en sevdiğim özelliğide bu. Romanlarında olay örgüsünün yanında verdikleri.. Mesela Huzursuzlukta bize Mardin kültürünü Leyla'nın evinde son Osmanlı ve yeni Cumhuriyet arası kültürel çatışmayı, Kostantiniyye Oteli'nde İstanbul'u, Kardeşimin Hikayesinde biraz Rus kültürünü tanıtıyor. Ancak belkide en kültürlü yada daha güzel bir ifadeyle Livaneli'nin "çok kültürlü" eseri Serenad'ta bu sefer Hitler'in Almanyası'nda Yahudi zulümlerinin yaşandığı "kristal gece" olayı ile Türkiye deki "6-7 Eylül olayları" arası inceleme, Kırım Türklerinin Ruslardan kaçarken yaşadıkları, İstanbul Üniveristesi özelinde Türkiye üniversite tarihinin kuruluşunda temel yapı taşları olan Alman profesörlerden parçalar sunuyor. Livaneli tüm bunları Alman bir profesörün akademik bir üniversite seyahati sırasında tanıştığı Maya Duran ve ona anlattığı duygusal, eşi zor duyulur aşk hikayesi çerçevesinde sunuyor. Harikaydı bitmesini istemediğim ama bittiğinde bir romandan daha fazlası dediğim bir eser oldu...
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma