Yumuşak başlılar duygusal desteğe gereksinim duyduklarında örneğin, bir arkadaşları için bir iyilik yapabilirler. Sevecen olmakla, sevgi göreceklerini umarlar. O zaman beklemeye geçer, yaptıkları iyiliğin karşılığını umarlar. Ve bazen yıllarca beklerler. Özellikle de, akıllarından ne geçtiğini tahmin edemeyen birisine bir iyilikte bulunmuşlarsa.
Bu çeşit sınır sorunu, kişilerin hayır kaslarını felç eder. Hayır diyerek kendilerini korumaları gerektiğinde bu söz cük, boğazlarına takılır. Bu olay, birkaç nedenden ötürü meydana gelir:
- Diğer kişinin duygularını incitme korkusu
- Terk edilme ve ayrılma korkusu
- Bir başkasına tamamen bağımlı olma isteği
- Bir başkasının öfkesinden korkma
- Cezalandırılma korkusu
- Mahcup duruma düşürülme korkusu
- Kötü veya bencil bulunma korkusu
- Manevi yaşamının sağlıklı olmaması korkusu
- Kişinin, fazla katı, eleştirel vicdanı
Kötüye hayır diyememek, her alanda kendini gösterir. Bu bizim, yaşamlarımızdaki kötülükleri reddetmemize en gel olmakla kalmaz, genelde bizi kötüyü teşhis etmekten de alıkoyar.
Bir çocuğun hayır deme yetisini bloke etmek, o çocuğu ömür boyu özürlü birisi haline getirmektir. Robert’in ana babası gibi özürlü yetişkinler, sınırlar konusunda ilk yaralarını almaktadırlar: kötü şeylere evet demektedirler.
Bu tarz sınır çelişkisine, yumuşak başlılık adı verilmektedir. Yumuşak başlılar, tırtıllı ve belirsiz sınırlara sahiptir; diğer insanların talep ve gereksinimleri içinde “erirler”. Onlardan bir talepte bulunanlara tek başlarına karşı duramazlar. Yumuşak başlılar örneğin, sırf onlarla “iyi geçinmek için”, arkadaşları ile aynı restoranları ve sinema filmlerini beğenmekteymiş gibi davranırlar. Diğerleri ile farklı olan yönlerini en aza indirerek, kayığı sallamamaya çalışırlar. Yumuşak başlılar, bukalemundur. Bir süre sonra onları ortamlarından ayırt etmek olanaksızlaşır.
Bu denli kötü bir dünyada kendilerini güvende hissetmek için çocuklar, şunları söyleyebilme gücüne sahip olmalıdır:
- “Hayır”.
- “Aynı fikirde değilim”.
- “Olmaz”.
- “Yapmayacağım”.
- “Şunu kes”.
- “Canımı acıtıyor”.
- “Bu yanlış”.
- “Bu kötü”.
- “Bana bu şekilde dokunmandan hoşlanmıyorum”.