.....insan ancak böyle var olabilir. Başkalarını anlatarak. Başkalarının karanlığında kendini görerek ve bundan korkarak. İnsan sevdiklerinden çok sevmediklerinin hikâyelerinde gizlidir. Zaten o yüzden sevmez onları. Küçük bir yer değiştirmeyle o hikâyelerin kahramanı olacağını bildiğinden.
"Bir kadının dili şiir gibi olmalı." Babaanneme söyleseniz, "Siktir!" derdi. Kestirmeden kısaca: "Niye, erkeklerin hoşuna gitsin diye mi?" Halamın beni götürdüğü kadın sivil toplum örgütünde bunu anlatmıştım. Gülmüşler ve açıklamışlardı: "Sen kendin için varsın, kimse için değil, hele bir erkek için hiç değil."
Herkes uyuyor ben uyanığım. Ama kaybeden ben oluyorum. Niye? Çünkü geri zekâlılar ordusu gidip en değersiz, en ruhsuz olanını seviyor. Böyle edebiyat olmaz. Böyle edebiyat olmaz olsun. Ama zaman bu. Zaman değişti. Zaman hızlandı. Ama edebiyat bence buna ayak uydurmamalı. Edebiyat Jane Austen'ın eteklerini sürüyerek yürüdüğü çayırlarda çimenlerde kalmalı, Ahmet Hamdi'nin bekâr odasında, Dostoyevski'nin kumar masasında, Tolstoy'un çiftliğinde, semaverinde, herkesten kaçtığı istasyonda. Onun ağaç tepesi de istasyonuydu aslında.