İskandinav polisiye-gerilim yazarları her ne kadar bulundukları ülkede soğuk bir iklimin insanı olsalarda şimdiye kadar okuduğum kitaplarda kendilerini hem samimi hem de sıcak bulmuşumdur.
İskandinav polisiye eserler bir de İsveç edebiyatındansa okurların büyük bir çoğunluğun aklına hemen kitapta yerini alması beklenen ' Stockholm Sendromu ' gelir.Çünkü patenti kendilerine aittir.
Acele etmeden sabırla okursak bu defa bu sendrom yerine yazar bizi pek aşina olmadığımız yeni bir terimle tanıştırıyor.
.
' EROTOMANİ '
.
Kitabın kurgusu bu tıbbi terim üzerinden ilerliyor. Ben tabii ki siz sevgili okurlara bu konuda yardımcı olamayacağım. En ufak bir bilgi aktarımı sizin kitapla olan bağlantınızı koparabilir. Konu açıklığa kavuşur, yazarın okur üzerinde bırakmak istediği etki bir anda yerle yeksan olur.
Yazar hakkında, eserlerini okuduğum şu yazara göre daha iyiydi ya da beklentimin altında kaldı gibi yorumda bulunmayacağım. Çünkü kendisini bu kitabıyla tanıdığımı belirtmeliyim.Henüz çok erken olsa da az çok üslubuyla kendini okura açık ediyor.Sade bir dilin hâkim olduğu satırlar devamında okurları nelerin bekliyor olabileceğinin ipuçlarını açık ediyor. Sizi sona neyin götüreceğini, nelere sürükleyeceğini bilerek ilerliyorsunuz.
Yazarın 'İHANET ' kitabı yaptığım küçük bir araştırma sonucunda kardeşinden bağımsız sadece kendinin yazdığı ilk roman olduğunu öğrendim.
Vahşi şekilde işlenmiş bir cinayetle yazar kitaba hızlı bir giriş yapıyor.
.
.
.
.
Bu satırlardan sonrası spoiler içerebilir.
.
.
.
.
Bu cinayet öyle masum değil ortada kafası kesik halde bulunan bir kadın cesedi ve çözülmesi gereken bir vaka var. Yıllar önce aynı şekilde işlenen bir cinayeti işaret eden bu olay kitapta üç kişinin ağzından aktarılıyor.
Yazar, olaydan daha ziyade üç karekteri ön plana
İhanetCamilla Grebe · Yabancı Yayınları · 2017101 okunma
Radyoda her zamanki gibi Morrissey çalıyordu .... .....
....... :
"Güneş ışığının parça lanmış insan kemiklerine vurduğunu görene dek hiç aşık olmamışsındır."
Aşkın bir refleks olduğunu düşündüm. Tıpkı uyumak ve
yemek yemek gibi öylece yaptığımız bir şeydi. Belki de evimiz gibi bize tanıdık gelen şeye, tüm bu hayal kırıklıklarından önce bize hayatın nasıl olduğunu hatırlatan şeye âşık oluyorduk.