"Ben geçmişten geliyorum," dedi. "Biz o zamanlar bambaşka bir çağın hayalini kurardık. Benim zamanım adeta düşler çağıydı. Yeni başlangıçların, asil umutların çağıydı. Dünya genelinde köleliğe son vermiştik. Dünyanın her yerine savaşların son bulabileceği umudunu yaymıştık. Tüm erkeklerin ve kadınların, özgürlük ve barış içerisinde yaşayabileceği bir dünyanın hayalini kuruyorduk. Ne oldu bizim bu umutlarımıza? İki yüz yıl sonra insanlık nasıl bu noktaya geldi?"
"Büyük şehirler, büyük güçler... Ve düşlerimizin çok ötesinde muazzam bir ihtişam...
Bizim bütün arzularımıza, bütün çabalarımıza rağmen karşıma çıkan bu oldu. Peki ya insanların günlük hayatları? Her zaman olduğu gibi çalışanlar için hayat hiç de kolay değil. İnsanlar bir cenderenin içine sıkıştırılmış. Güç ve onun kaynağı olan servet yaşamın merkezinde. Ömürler boşa harcanıyor. Eski inançlar zayıflamış ve biçim değiştirmiş. Yeni inançlara gelince... Gerçekten de inanmaya değer bir şeyler var mı bu dünyada?" "İyilik ve merhamet," dedi.
"Güzellik ve güzel olana yönelen aşk! Çaba, adanmışlık... Ben nasıl kendimi sizlere adamışsam, siz de kendinizi insanlığa adayın. Tıpkı Hıristiyanların kendilerini Hz. İsa'ya adamaları gibi... Bunu anlayıp anlamamanızın bir önemi yok. Yüreğinizin bir köşesinde bunun doğru olduğunu biliyorsunuz. Size hiçbir şey için söz veremem. Hiçbir şeyi garanti edemem. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki, inancım tamdır. Ve şunu bilin cesaretle yoğrulmuş bir inançtan daha büyük bir güç yoktur bu dünyada."