Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eflatun'un dünya üzerinde en çok okunan kitabı "Devlet" olmuştur.
Fisagor'la ilgili bölümümüzde de söylemiş olduğumuz gibi, bu konuyla ilgili bilgilerini de Eflatun Fisagorcular'dan almış ve bunu kendi tarzında yeniden yorumlamıştır.
Ama bu meselenin özü öncelikle Mısır'a ve sonra da sırasıyla Orfe ve Fisagor'a kadar uzanır. "Devlet" isimli kitabının ana konusu, dünya üzerinde uygulanabilecek ideal yönetim biçimiyle ilgilidir Bu yönetim biçiminin temeli, devleti ve vatandaşları yönetecek kişilerin mutlak surette inisiyatik bilgilere sahip olması gerektiği fikrine dayanır.
Bunu için de genç kızların ve genç erkeklerin küçük yaştan itibaren devlet tarafından iyi bir eğitimden geçirildikten sonra, bunlar arasında başarılı olanların seçilip ezoterik öğretiyle donatılması gerektiğini ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, bu yetişen kişiler arasından yöneticilerin seçilmesi gerektiğini açıklar.
Eflatun bu konuda ilginç bir fikre daha sahiptir. Bu fikri yönetici sinifin ülke yönetiminde bir rant elde etmesini önlemeye yöneliktir. Bu yöneticilerin kesinlikle özel toprakları, kendisine ait evleri ve altınlarının olmaması gerektiğini. sadece geçinebilecekleri kadar sabit bir maaşın bu kişilere bağlanmasi gerektiğini söyler.
Bu konuda o kadar ince düşünmüştür ki, bu kişilerin kendi çoluk çocuğuna bir ayrıcalık sağlayabilme ihtimaline karşı, üst düzey yöneticilerin mümkünse evli olmayanlar arasından seçilmesinin daha da iyi sonuçlar getireceğini de ileri sürer.
Adalet ve fırsat eşitliği konusunda hayli titiz davranan Eflatun, bu özelliğini bu konuda da son derece radikal bir şekilde ortaya koymuştur.
...şunu gayet iyi biliyoruz ki, günümüze kadar gelinceye kadar sözün gücü yitirilmiştir. Çünkü insanoğlu evrensel enerjilerle doğrudan bağını kaybetmiştir.
Atlantis'ten sonra başlayan bizim devremizde, söz, ikili-düalist bir yapı içinde, çok anlamlı ve birbirine göre anlamı değişen süreçler için kullanılmaya başladı.Ve gerçeğin sana göresi, bana göresi oluştu.
Ve en önemlisi yalan oluştu. Bizim devremizde artık yalan söylenebiliyordu. Yani gerçekler Kolaylıkla karşıdaki bir varlıktan saklanabiliyordu. Hatta bundan yararlanarak kişisel fayda bile sağlanır oldu.
Tufan Öncesi'ne ait uygarlıkların ilk dönemlerinde yalan yoktu. Tüm gerçekler olabildiğince açık herkesin gözü önünde bulunuyordu. Çünkü içtenliğin saklanması diye bir olgu yoktu. çünkü sözün enerjisi sonsuzdu ve yalanın hedef aldığı şeyin o günlerde anlamı ve hükmü yoktu.
O yüzden yalan yoktu.
Çünkü "Sözün Gücü" vardı.