Hani iç sesinle konuşursun ya,
aslında en iyi anlayan da odur hep.
Baş başa kalıyoruz ya,
aklımda deli sorular...
Dertleşeceğiz şimdi,
bir âlemi tartışacağız seninle;
doğuşumdan tut ki,
ölmeden ölümü tanımaya kadar.
— Neden öyle söyledin ki dostum?
Çünkü ölmeye gerek kalmıyor bazen.
Mesela, acımayalım bundan sonra,
sevmeyelim.
Yüzlerine gülüp kalplerini çalalım,
aldatıldıklarını hiç anlamasınlar.
Yalanlarımız o kadar çok olsun ki,
gerçek nedir, sahtelik nedir anlaşılmasın.
Doğru yanlış, yanlış doğru olsun —
bu da bir alamet zaten,
öyle bir ustalık.
Ve şu iki göz yaşarmasın,
hiç yaş gelmesin artık.
Sence biz de insanlıktan çıkar mıyız onlar kadar?
— Hayır dostum, hayır.
— Yapamayız.
O zaman, neden böyleyiz dostum?
Neden onlar gibi değiliz?