Neler düşündüğüne gelince…
O artık kendi yaşamıyla zengindir; birden zengin olmuştur, batmakta olan güneşin veda ışığı karşısında boşuna öyle neşeyle parıldamamış ateşten yüreğinden bir hayaller akını salıvermiştir.
…
Onu o an durdurun ve birden nerede olduğunu, hangi sokaklardan geçtiğini sorun. Muhtemelen nereden geçtiğini, o an nerede durduğunu, hiçbir şeyi anımsamayacak…
Taşranın bireyi eziciliği, otoritelerin çatışmalarının ekonomik gücün etkisiyle yakınlaşmaya dönüşmesi, basit (hatta yobaz) düşüncelerin duyguların önüne geçişi, duyguları ezişi gibi konuları içeriyor kitap. Sabahattin Ali kısa kısa betimlemeler yoluyla konular üzerinde açıklamalar yapıyor fakat bu konuları deneyimleme şansını büyük ölçüde okura bırakıyor.
1900’lü yılların atmosferinde bir bireyin kayboluşu, kendini araması, aradığının ne olduğunu bilmemesi ve kendisine aradığına en yakın duyguları hissettiren insana hayat dolu gözlerle bakması onu felakete sürüklüyor. O yıllardaki toplumsal oluşumu anlamlandıramıyor Yusuf. Hisleri kitapta derinlemesine analiz edilmese de kaybolmuşluğu hissediyoruz. Ailesinin ölümüyle başlayıp eşinin ölümüyle son bulan kitapta, Yusuf karakterinin hep kayıp hep yetim kalması gerekiyordu bir şeyleri yansıtmak için sanki.
Daha küçük yaşlarda okusaydım muhtemelen pek hoşuma gitmeyecek bir kitaptı ama insan büyüdükçe toplumun, fikirlerin, otoritelerin, yalnızlığın farkına vardıkça ve anlamaya çalıştıkça bu kitap daha anlamlı gelir.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,8bin okunma
Yalnız, gökyüzündeki yıldızlardan çayın dibindeki çakıllara, doğu tarafından kopup gelen bulutlardan batı tarafındaki denize kadar uzanan ve yayılan bu kocaman gecenin içinde, yapayalnızdı.