Dindeki iman, sözlükteki imandan iki bakımdan farkı vardır: Birinci olarak, iman edilecek şey/konu açısından dindeki “iman” daha özeldir ve bu, bir olarak Allah’a ve Muhammed Aleyhisselâm’ın Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen şeylere toptan ve gerektiği zaman detayları ile imandır. Bunun en kısa ve özlü şekli, Allah’a ve ondan gelene iman, bir diğer ifadeyle imanıdır.
Gerçekte, yol nimeti nimetlerin en büyüğüdür. Çünkü herhangi bir nimetin yoluna, kanuna sahip olmak, o nimete bi kere değil, daima sahip olmaya neticelendirilir. İlim ve fenlerin önemide bundadır. Birisinden on liralık yardım istemekle, daima on lira getirecek bir yol ve bir vasıta istemek arasında ne büyük bir fark vardır. Cenabı Allah’tan “ Yarab, bana yardım et fülan nimeti ver” diye dua ve yardım talebinde bulunmak pek küçük bir talep olur. Hatta “Her nimeti ver” demek bile böyledir. Çünkü dua kabul olduğunda, o nimetlerin her zaman devam ve sürekliliği sağlanmış olmaz. Fakat “ Fülan nimetin yoluna bahşet ve o yolda daim eyle” diye, talep ve arayış içinde bulunacak olursa, bu dua kabul olduğu zaman, o nimet bir kere değil, bin kereler ve sonuna kadar elde edilmiş olur”
Acaba insan ruhunda, sevgi ve korkunun bütün sınırlarını içine alan en kuşatıcı ve en kuvvetli toplumsal etken ne olabilir? Karşıtı, benzer ve ortağı olabileceği düşünülebilen hiçbir şey, bu kapsayıcı güce sahip olamaz; benzeri ve ortağı bulunmayan da ancak Hak Teâlâdır. Çünkü karşıtı, özü gereği batıl ve imkansız olan Varlık ancak odur. Ve bunun için övgüler ona mahsustur. Bunu duyan ve kuvvetle yaşayan vicdanlar, evrensel bir toplum üyelerinden olmaya aday bir toplumsal ruha sahiptirler. Ve ancak bu toplum, kardeşlik hissinin en son sınırlarına ulaşır ve daha üstünü düşünülmeyecek bir toplumsal yapı oluşturulabilir ve en büyük hoşnutluğa onunla erilir.
İşte Fatiha’da Hak Teâlâ, kendisini önce akıl sahibi varlıklara duyurarak vicdanlarında bu toplumsal ruhu eğitip güçlendirmek için her birinden:
“Sadece sana ederi kulluğu, ibadeti ve sadece senden dileriz yardımı, inayeti”
diye ahit ve söz alırken, her ferdin açıklamasını bütün insanlığı ve bütün dünyaları içine alan bir toplumsal dokuyu temsil eden bir kardeşlik duygusu ve bir toplumsallık duygusu ile alıyor ve “ na’büdü, nestaîn” “ ibadet ederiz, yardım isteriz” dedirtiyor.
Şüphe yok ki böyle bir davranış, Hz. Peygamber Efendimizin, “Allahın ahlâkı ile ahlâklanınız” hadis-i şerifinde işaret ettiği ilahi ahlakın, en hayran kılınacak görüntülerinden biridir.”