Belki hayat, hakikaten bazı filozofların dediği gibi,gülünç bir oyundur. Tam ümitsizlik içinde bir yığın karar kılıklı tereddüt ve küçük,ümitsiz savunmalardır,hatta hülyadır.
Sonra bu güzel denizin bize hediye ettiği şu balıkları yiyeceğiz. Ve şu bahar saatinde bu lokantada , şu denizin karşısında olduğumuza şükredeceğiz. Sonra da kendimize mahsus ,şartlarımıza uygun yeni bir hayat kurmağa çalışacağız. Hayat bizimdir ;ona istrdiğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak.
Sade bunlar mıydı? Birkaç ay evvel sevdiği kadın yaşama iradesini tek başına kullanmak istemiş ,ondan ayrılmıştı. İhsan evde hasta yatıyordu.Dokuz gündür zatürree onu yakalamış ,yavaş yavaş bugün bulunduğu o dar geçide kadar sürüklemişti.Her an çok fena bir şey olabilirdi.Hayır,insan sade ölürken ayrılmıyor ,arkada bırakmıyordu.Belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor,çok ince,görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu."Biz mi gidiyoruz,onlar mı?.." Sual buydu...