Türkleri, Türklerin vatanını mesele mesele taksim edip taksitle maddi olarak parçalamaya çalışan bu yağmacı ve doymaz Avrupalılar manevi hücumlarını da ihmal etmiyorlardı. Lisanlarını, eğitimlerini, ahlaklarını, terbiyelerini, âdetlerini yayarak bir asırdan beri içimizde yalnız isimleri "Türk ve doğulu" kalmış müthiş bir "renksiz ordusu" oluşturuyorlar, bu "renksiz"lerle direncimizi kırıyorlar, bizi zayıflatıyorlar, milliyet ve Türklük fikrini franmasonluk efsanesiyle boğuyorlardı. Düne gelinceye kadar kendisi bile "Türk'üm!" demeye sıkılmıyor muydu? Ve bu memlekette kendisi gibi tarihinin büyüklüğünü, mazisinin șerefini, dedelerinin şanını bilmeyen, inkâr eden, milliyetinden utanan ne kadar Avrupalılaşmış renksiz vardı?
İlk olarak Fransa'yı hatırladı. Daima fazilete, insanlığa hizmet ettiğini haykıran bu millet yüz senedir Afrika'yı kana buluyor; çölün silahsız, saf, masum, cana yakın, iyi huylu ve asil evlatlarını mitralyözlere öldürüyor; hiçbir kabahati olmayan koca bir milleti esir yapıyor; vatanlarını, mallarını çalıyor; ırzlarını, hayatlarını, ruhlarını zapt ediyordu.
Ali Nail Bey, kendisine gelen bir mektup üzerine, kurtarılmayı bekleyen denizcilere yardım etmek için Beykoz’a gitmeye karar verir ve atına binerek yola çıkar. Beykoz ormanlarında yanlış bir yola girer. Bu yolda uzun süre ilerler; ancak yol artık düz değildir ve at için oldukça zorlayıcı hâle gelmiştir. Bir süre sonra atın ayağı takılır, düşer ve kırılır. Kalan tek çare, atın acısını dindirmektir; Ali Nail Bey de bunu yapmak zorunda kalır.
Güneşin battığını fark eden Ali Nail Bey, geldiği yoldan geri dönmeye başlar. Bu sırada yolda sevdiği kadın olan Meliha’ya rastlar. Ona ulaşmaya, seslenmeye çalışır; fakat Meliha’dan hiçbir karşılık alamaz. Bunun üzerine peşine düşer. Ancak onu yakalayamadan, yorgunluktan bitap düşer ve olduğu yerde uyuyakalır.
Uyandığında karşısında bir adam görür. Adamın yardım teklifini kabul eder ve onun evine doğru ilerler. Tüm olaylar bundan sonra gelişir. Evde üç kişi yaşamaktadır: Hasan Baki Efendi, onun oğlu Ali Vasfi Efendi ve Ali Vasfi Efendi’nin oğlu Mehmet Şerif Efendi. Ortada bir terslik olduğu açıktır. Ali Nail Bey’e bir oda verilir; ancak o gece uyuyamaz. Sanki sevgilisinin kokusunu alıyor gibidir.
Atının acısını dindirdiği silahla evdekileri vurmayı düşünür; fakat işler istediği gibi gelişmez. Kendini Hasan Baki Efendi’nin karşısında bulur ve aralarında derin bir sohbet başlar. Bu sohbet sırasında Hasan Baki Efendi sırrını açıklar. Artık geri dönüş yoktur. Bu insanlar ölmemeyi, yani ölümsüzlüğü bulmuş, asırlardır yaşayan kimselerdir. Bunu da seçtikleri insanların ruhlarından ve bedenlerinden çalarak sürdürürler. Sevgilisi Meliha da bu yolda kullanılan kişilerden biridir. Bu sırrı öğrenmenin geri dönüşü yoktur. Bu yolda Ali Nail Bey de artık Canvermezler’e yardım edecektir.
Ali Nail Bey’in son bir kez sevgilisini görme isteği kabul
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025521 okunma
Fani insanlar artık bunların zevkini tatmayı bilmiyorlar; zavallılar hayatın zorlukları içinde bu mutluluğu unutmuşlar. Asrınız, alafrangalığı taklit ederek boş bir zahmet ve gayretle yoruluyor ve ulaştıkları neticenin felaket olduğunu hesap edemeyerek üstelik buna bir de medeniyet diyor. Fakat gözleri bu kaba şeylerle dolduğu için asıl halis güzellikleri görüp onlardan zevk alabilmesini artık biilmiyor. Ne kadar yazık! Siz bile eminim ki demin çiseleyen yağmur altında ve hayal meyal seçilen bu sis içinde yürürken ancak yolun fenalığına dikkat etmiş, düşmekten korkmuş, geceden ürkmüş fakat gözlerinizi kaldırıp bir defa olsun etrafımızdaki muhteşem güzellikleri, gecenin renkleri içinde yavaş yavaş boğulan tabiatın muazzam manzaralarını görmemişsinizdir...