Kitaplar çok etkileyici varlıklar değil mi? İnsanın hayal dünyasından doğan ancak yine o hayal dünyasında var olabilen imgelemler bütününün sizin bir parçanız olmabilmesi.
Benim bütünlüğüme eklenen son kitap da Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'dan "Elveda Gülsarı" oldu. Yazarla buluştuğum ilk kitap oldu ve aslına bakarsanız. Kitabı alırken büyük bir beklenti içerisinde değildim fakat kitap, üslubu itibariyle oldukça akıcı, bunun yanı sıra anlatacak olduğunu ve anlatması gerekenleri yazıya oldukça iyi aktarıldığı muhakkak ki bende iz bırakan kitaplardan biri olmayı başardı. Bu sefer baştan söyleyeyim okuyun. Pişman olmazsınız.
Cengiz Aytmatov, Kırgızların folklorunu, yöresini, töresini, Kırgızların doğasını, aşkını canlılıkla aktarmış bu kitaba. Flash-backlerle geçen kitabın yapısı bir insanın ve atın dünyasının aktarımını da içeriyor. Burada benim için ilginç olan nokta bir hayvanın duygularını, hislerini, düşüncelerini onun dilinden aktarılmasıydı. Çünkü ilk defa bir gerçekliğin içinde geçen bir kurguda insan dışı bir varlığın muhayyilesini tanıdım.
Kitaba bakacak olursak, artık iyice yaşlanmış olan Tanabay'ın bir yolculuk esnasında evine dönerken eskiden bir yılkı sürüsüne bakarken eyerleyip bindiği taypalama yorga olan Gülsarı'nın son saatlerine şahitlik ederken geçmişinde yaşadığı olayları düşünmesi ve o olaylarda gülsarı ile olan hikayesinden öte kendi yaşamını sorguladığını görüyoruz. Bu yaşına kadar çetin şartlarda hayat mücadelesi veren bir insanın kefelerini tarttığını görüyoruz.
İşte o üç beş saatlik zamanında pek çok eleştiri göze çarpıyor. Hem kişisel eleştirisini benliğini sorgulayarak hem de toplumsal yergiyi Kırgızistan'ın toplumsal olayları üstünden aktaran yazarın kitabını bir toplumsal gerçeklik olarak ele alabiliriz.
Kendisini kocamış sayacak kadar yaşlı değildi, ama insanı yaşlandıran yıllar değil, çile idi. Kendini yaşlı görmesi, sonunun çok yaklaştığında inanmasıydı.