Öyle bir kitap düşünün ki, okurken edebi niteliğiyle sizi etkisinde bırakırken bir yandan da bir geç kalınmışlık peyda etsin, daha önce bu satırlarla buluşamamanın eksikliğini hissederken erteleme davranışının çok doğru planlanması gerektiğini göstersin.
Türk edebiyatının en önemli ustalarından biri olan Sabahattin Ali'nin kalemiyle ilk defa olarak buluştuğum bir kitaptı Kürk mantolu Madonna, ancak içimizdeki şeytan, yeni dünya, sırça köşk, Kuyucaklı Yusuf gibi önemli eserlerini yazarın muhayyliesini daha iyi anlamak, naifliğiyle birleştirdiği yetkin kalemiyle tekrar buluşmak için en kısa zamanda okuyacağım.
Eser, bir bankadaki işinden henüz çıkartılmış olan birinin tanışıklığı olan bir adam sayesinde çalışmaya başladığı işyerinde çalıştığı odayı, önemli evrakları Türkçe'ye tercüme eden romanın iki önemli kahramanından biri olan mütercim Raif Efendi ile paylaşır. Bu adamda bir hususilik fark eder. Onunla konuşmaya çalışsa da, pek bir yakınlık bulamaz ki Raif Efendi'nin eşi, çocukları dahil olmak üzere böyle bir tutumu vardır. Tek başına bir insandır, olması gerekenden bir hayli az konuşur, neredeyse herhangi bir eylem göstermemesine rağmen büyük bir çığlık Raif Efendi'nin kalbinde gömülüdür ve o çığlığı hiçbir zaman kitabımızın anlatıcısı hariç kimse duyamayacaktır. Raif Efendi'ye kim ne derse desin, hatta kendinden yaşça küçük olanlar dahi azarlayıp bağırıp çağırabiliyor, herkes onu alaya alıyor, sanki onu tabii olarak yok sayıyor işin garibi sanki öyle olması gerekiyormuş gibisinden acısı onu lüzumsuz bir mahluk gibi görüyorlardır. Ne yazıktır daha sonradan okuyacağımız gibi kendi dahi kendini lüzumsuz olarak tabir etmektedir. Şöyle bir durum var ki; bir insan hayatını kendisine güvenilmeyen ve kimseye güvenmeyen biri olarak geçirmişse, yalınız biri