Aslında İslam devletlerinin aydınlarının dahi böyle kendinden emin bir insana büyük saygı duyma ve onu örnek alma tavırlarında zayıflık vardır. Fatih'in gerçek dünya adamı ve dünya kültürü sahibi olmasına rağmen portresi üzerinde Doğulu tarihçiler yoğun bir tetkik ve değerlendirme yapmadılar.
Mutlak hükümdar iktidarın kaynağını kuvvetli hizmetliden değil, itaat ve ikna edenden almak ister. Devletler kuvvetlendikçe soylu Sadrazam, soylu vezir istemezler; bu çok açıktır.
Çandarlı vezir ailesinin asker üstünde de etkisi vardı çünkü askeri doyuruyorlardı. Devlet teşkilatında Selçukilerden alınmış unsurları biliyorlardı. Çandarlılar ulemadan, medreselerden çıkanlardı ve devlet teorisinden de haberdardılar. Çandarlıların rolü, Fatih Sultan Mehmed döneminde kadar sürdü; o tarihten sonra ihtiyaç duyulmadıkça istenmediler.
Bazı yayılma ve hakimiyetler, doğrudan doğruya iktisadi gelişmelerin coğrafi stratejik gereksinimleri sonucu ortaya çıkar. Mesela Almanya'nın Orta Çağ'da Polonya'ya doğru yayılması veya Rusya'nın, yani Moskova Devleti'nin Sibirya'ya doğru genişlemesi buna örnektir. Keşifler sonucunda İspanyolların yerkürenin yarısına hakim olması da bunun başka bir tezahürüdür.