Nefsimiz bir karanlığın içinde kaybolmuş; hakikatı bulmaya çalışırken, etrafımızı göremez olduk. Hırsımız bizi yönettikçe, ait olduğumuz doğal davranışlarımızı kaybediyoruz. Kendi nefsini karanlıktan kurtaramayan insanoğlu, başkasını nasıl ikna edebilir? Tembelliğimiz ve tüketimci bir toplum durumuna düşmek, kendimize bakamayacak hale gelmek, gelecek nesillere rehber olabileceğimizi nasıl ikna edebiliriz? Çok acınacak bir durum, değil mi? İç dünyasında kaybolmuş bireyleri, kötü nefislerinden, alışmış olduğu depresyon salgınından kurtarmak başta biz farkında olan insanlar için bir görev değil mi? Ermişsiz bir toplumda yaşayabiliriz ama ermişlerden öğrendiğimiz nasihatlar, güzel ahlak, aile değerini, kimseye kötülük etmeyen, herkes için iyilik düşünen iyi ve temiz kalpli insanlar olabiliriz. Bunları kendi karakterimize kazandırmak, baktığınızdan çok zor bir şey değil, tam aksine insanın nefsini rahatlatan değerlerdir. Fakat ne yazık ki; adaletsiz bir dünyada, eşit olmayan yaşam şartlarında insanın nefsini kötü alışkanlıklardan uzak durması için ikna edemezsin. Nefsimizi düzeltmedikçe, üzerimize bir yorgunluk çöküyor, ruhumuzu yormaktan ziyade onu çürütüyoruz. Kötü bir nefisten, ruhun içinde daha fazla durması için ikna edemezsin. Nefsimizin kaybolduğu o kapkaranlık duygulardan, düşüncülerden kurtarabilmek için, sahip olduğumuz nimetlere, başkaların sahip olamadığı yaşam tarzlarına şükür edemez olduk. Elindekiyle yetinmeyip, başkasının malına çöken toplumlara dönüştük. Erdemini kaybeden bir topluma dönüştük.