Kitabı ana hatlarıyla incelediğimizde Robinson Crusoe adlı bir adamın geçirdiği deniz kazası ile ıssız bir adaya düşerek hayatta kalma çabasına şahit olurken Daniel Defoe'ın macera, keşif ve insan psikolojisi gibi temaları ustalıkla işlediğini görüyoruz.
Robinson Crusoe'un düştüğü adada hayatta kalmaya çalışırken geçmiş yaşamını sorgulayarak Tanrı-insan ilişkisini ele aldığını görmekteyiz. Romanda toplumun açgözlülük, kin, nefret, bencillik ve daha fazlasını kazanma hırsını nasıl ortaya çıkardığına yönelik bir eleştiri mevcut.
Eser, esas olarak insan-doğa-tanrı ilişkisi üzerinde yoğunlaşsa da dönemin siyasi ve sosyalojik boyutunu yansıtan bir yanı da mevcut.
Robinson romanın başında Türk korsanların saldırısına uğrayıp köle olarak satılması için esir alınır ve kaçarak kurtulur. Seyahati boyunca medeniyetten yoksun, ilkel bir hayat süren yerliler ile karşılaşan Rabinson, adaya düştüğünde binlerce yıldır aynı coğrafyada eşit şartlarda yaşayan yerlilerin yapamadığını yaparak adada kendine bir barınak yapar, tarımı ve hayvancılığı geliştirir. Kendine bir hayat kurduğu adada yerliler ile karşılaşan Rabinson, yamyamların elinden kurtardığı bir yerliye eğitim verir, ona beslenmeyi ve giyinmeyi öğretir. Yerlinin Robinson'a "efendim" diye hitap etmesi, Robinson'un ondan "vahşi" olarak bahsetmesi romanın siyasi boyutunu gözler önüne seren bir örnektir. Robinson'un yerliye Cuma adını vermesi de islam-haçlı çatışması acısından üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.
Robinson Crusoe, adadan kurtulduktan sonra birkaç tüccar Afrika'dan gemi ile köle getirmesi için teklifte bulunur ve Robinson Crusoe tekrardan gemi ile denize açılır.
Yerlilerin eğitilmeye ihtiyaç duyduğu gibi unsurlara yer verilmesi gibi sebeplerle Daniel Defoe'ın sömürgeciliği ve emperyalizmi meşrulaştırmak