Uzun zamandan beri okurken en çok sıkıldığım kitapların sanırım başında gelir.Ana karakter kızımızın sanki abisinin düğününe abiye seçer gibi bi ona bi diğerine gidip kararsız kalması beni çok sıktı ne istediğini bilmeyen karakterlerin kitabını okumayı sevmiyorum ben.
Bugün hem bitmesin istediğim hem de okumaya doyamadığım bir @Gokcenkocan kitabı ile geldim: #Opia. Son sayfayı çevirip hikayeye veda edeli henüz beş dakika oldu ve sanırım bu vedaya hiç hazır değilim.
Kitabın baş karakterleri Yıldız ve Mazlum. Eğer mahalle kurgularını seviyorsanız "bir şans verin" demeyeceğim; bu kitabı mutlaka ama mutlaka okumalısınız.
Yıldız’ın hayatı, henüz küçük bir çocukken babasını kaybetmesiyle değişir. Annesi Neriman Hanım (Yıldız’a saygımdan ona "anne" diyemiyorum), aşık olduğu adamla evlendiğinde Yıldız için kabus dolu bir hayat başlar. Bir insanın başına gelebilecek en zorlu süreçleri yaşar; ta ki Mazlum hayatına girene kadar...
İyi ki varsın Mazlum! Keşke seni klonlama şansımız olsaydı ve dünyadaki her "Yıldız"a bir "Mazlum" göndere bilseydik. Opia, aslında yaralar içindeki bir kızı pamuklara sararak geleceğe hazırlayan bir delikanlının hikayesi.
Sadece onlar da değil; Nizamettin Amca’nın dünya iyisi duruşu ve Emine Anne’nin kocaman yüreğiyle bu kitap, iyiliğin gücüne inandırıyor insanı. Mazlum ise bencillikten zerre nasip almamış, başkasının derdini kendi derdi yapacak kadar büyük bir yüreğe sahip, bambaşka bir adam.
@Gokcenkocan sen yaz ben hepsinin okurum.....
"İstedi, diledi; dokunuşunun nasıl iyi geldiğinden bihaberdi.
İstedim, kabul ettim; yine de bazı şeyler için çok erkendi."
Evet, dördüncü kitap çıkana ve elime geçene kadar üçüncü kitabı bekletme çabalarım sonuçsuz kaldı. Nihayetinde okundu ve bitti.
Siraç'ın yaşadıkları kelimelere tam olarak dökülmese de içimde koca bir yara olarak sanırım uzun bir süre kalacak. Çünkü okurken bir taraftan bu durumu gerçekten yaşayan çocukları düşünmek beni kahrediyor...
'Düşünme,' dedi. 'Düşünmek delirtiyor çünkü.'"
"Şu an ifadelerimi netleştirmekte zorlandığım bir noktadayım. Aslında ne söylemek istediğimi biliyorum, ancak bu düşünceleri yazmak zorluyor .
Öncelikle, kitaba tüm ön yargılarımdan arınarak yaklaşmaya çalıştım; ancak bu, gerçekten çok zorlayıcıydı. Özellikle karakterlerin soy ağacındaki herkesin birbirine akraba olması durumu kitabı okuduğum sürece aklımdan çıkmadı ve beni cidden çok rahatsız etti . İki erkek kardeş kendi içlerinde çocuklarını evlendiriyor offff cidden İçim şişmiş durumda neyse bu durumu göz ardı edebilenler için konunun ilerleyişi okunabilir .
Fakat belirtmeden geçemeyeceğim: Sonu inanılmaz derecede saçmaydı! Ciddi anlamda, bir insanın, kızına kocasının sevdiği kadının adını vermesi kabul edilebilir bir durum değil."
Aslında yazacak çok şey var ama iki alıntı var beni çok rahatsız eden .
“Kız Zebik ebe Borana istedi de Yade dedi, cam inin içi durur ken dışı haramdır diye.” burda ana karaktere aşık bir adam var ve babaanne bu sözü söylüyor ..
Allah'ım ! Şükürler olsun! Rojda oğlum olursa kızını alırım.”
“Şimdiden neyi düşünüyorsun. Ama öyle umutlanma belki kız olur seninki, Miraç ağam oğluna almaya kalkar.”
Kitabın kadın karakteri ve erkek karakteri amca çocuğu kızın abisi kocasının kardesi ile evle kızın ablası da kocasının abisi ile evli ve yetmemiş gibi çocuklarini da evlendirecekler ama çok şükür yazar kitabın sonunda bu karışıklığa çözüm bulmuş ana krakterimizin ikizleri oluyor kızı abisine verip ablasının kızını alabilecek .
Hani bazı kitapları okurken sanki nefesiniz yetişmez gibi olur acaba ne olacak diye bir an evvel okumak istersiniz amaaaa diğer yandan da kitap bitecek diye yavaştan alayım dersiniz işte Kızıl Gerdan öyle bir kitap. Olayların işleyişi güzeldi, akıcı bir kitap sadece sonu bilmiyorum sanki birşeyler yarım kaldı Yalvaç ve Nazlı ile ilgili bi anda üç yıl sonraya gitmek güzeldi ama diyorum ya sanki yarım kalan birşeyler vardı...
Kızıl GerdanPınar Salman · Pukka Yayınları · 2025205 okunma