Peki, kaybolup gitmiş bir medeniyet hakkında bu kadar çok şeyi nasıl biliyoruz? Çünkü 1933'de güney Tacikistan'da bir dağda koyunlarını otlatan bir çoban, tozların içinde toprak güveç kapağına benzer bir şey buldu. Bulduğu şey, yarım binyıl önce Penjikent'in hükümdarı Divaştiç'in, yaklaşan Arap akınından kaçmadan önce toprağa gömdüğü büyük bir çömlekti. Mug Dağı'nda bulunan çömlek, altın ya da gümüşlerle değil, parşömene yazılmış yasal kayıtlarla doluydu. Balmumu ve reçineyle özenle mühürlenmiş çömlek, içindekileri 1933 yılına dek korumuştu.
Yasalar ve yönetmeliklerle ilgili belgeleri okumak bile, Orta Asya'da Arap istilasından önce teknik bilgi gerektiren konuların ne derece ileri düzeyde olduğunu anlamak için yeterlidir. Bu gayet anlaşılabilir, çünkü tüm vaha şehirlerinin kurtuluşu buna bağlıydı. Ticaret, üretim, yapım ve şehir yönetimi, hepsi yapısında teknik bilgi barındırıyordu. Sulama sisteminde sözgelimi, kanal açılırken hesaplanması gereken derinlik ve uzunluk, yeraltı kanallarının çapları, suyun dışarı çıktığı noktaların boyutları ya da kanalların (kereze) içinden geçecek su miktarı gibi konuların her biri, karmaşık ve akılcı hesaplamalar gerektiren hususlardı. Bilgi ve teknik uzmanlığa duyulan saygı, her gün tarım alanlarının sulanması, ev içi kullanım ya da halka açık hamamlar için gerekli tonlarca su ihtiyacı olan bir toplumda doğal bir olguydu. Orta Asyalılar sadece bu görev için, yeldeğirmenleri de dahil, dokuz farklı çeşit ekipman kullanıyorlardı. Bunlardan bazıları kendi icatları, bazıları ise dışardan aldıkları uygulamalardı. 1920'lerde Sovyet bir mühendis Orta Asya'da kullanılan su çarklarının (çigir ya da çark) yüzde 30 ile 50 arası daha az su kullanarak, yerçekimi bazlı su sistemleriyle aynı miktarda sulamayı yapabildiğini hesaplamıştı.