Mete Karaduman

Söz dinleyen uslu bir çocuk ol (Παις ων κόσμιος ισθι) Öz disiplin sahibi bir genç ol (ηβων εγκρατής) Orta yaşlarında adil ol (μεσος δικαιος) Yaşlılığında mantıklı ol (πρεσβυτης εύλογος) Pişmanlıklarından arınmış ol (τελευτων άλυπος)
Reklam
Arap istilasından sonraki etkileyici dönemde, bu dinlerden üçüne ilaveten Maniheizm, Zerdüşlük ve Tengrizm kendine aktif taraftarlar buldu. Acaba dünya üzerinde daha geniş bir dini çeşitlilik deneyimleyen başka bir bölge daha var mıydı? Bu çoğulculuk, dini bir kamplaşmayla sonuçlanmadı. Aynı etnik köken mensupları arasında bile farklı dini inanışlara rastlamak mümkündü. Örneğin, Soğdlar arasında Hristiyan, Maniheist, Budist veya bazı yerel ilahlara inanan kişiler bulunmaktaydı. Genel haliyle, bu değişik dinler ve inanış biçimleri birbirleriyle çatışmadan, aynı toplum içinde var olabiliyorlardı. Konunun bir diğer pozitif yönü de, değişik dinler evrensel ruh diye tabir edebileceğimiz ruhu özgürce birbirleriyle paylaşıyordu. Süreç içerisinde dinsel ortak yaşamın bir çok örneğini sergilediler. Bunun nedeni, muhtemelen Orta Asyalıların, her bir dinin aslında aynı arayış temeline dayandığını ve her birinin insan kaderini neyin belirlediği, iyi ve kötünün doğası, iyi hayatin tanımı, evrenin kaynağı ve kaderi gibi sorulara cevap aradığını fark etmiş olmalarıydı. Farklı inançların yanıtlarını karşılaştır ma süreci, Orta Asya'nın İslamiyet öncesi dönemine; daha sonra Aydınlanma Çağı'nda ifadesini bulacak bir derinlik, ciddiyet ve evrensel bir kabul sağlamıştı.
Peki, kaybolup gitmiş bir medeniyet hakkında bu kadar çok şeyi nasıl biliyoruz? Çünkü 1933'de güney Tacikistan'da bir dağda koyunlarını otlatan bir çoban, tozların içinde toprak güveç kapağına benzer bir şey buldu. Bulduğu şey, yarım binyıl önce Penjikent'in hükümdarı Divaştiç'in, yaklaşan Arap akınından kaçmadan önce toprağa gömdüğü büyük bir çömlekti. Mug Dağı'nda bulunan çömlek, altın ya da gümüşlerle değil, parşömene yazılmış yasal kayıtlarla doluydu. Balmumu ve reçineyle özenle mühürlenmiş çömlek, içindekileri 1933 yılına dek korumuştu. Yasalar ve yönetmeliklerle ilgili belgeleri okumak bile, Orta Asya'da Arap istilasından önce teknik bilgi gerektiren konuların ne derece ileri düzeyde olduğunu anlamak için yeterlidir. Bu gayet anlaşılabilir, çünkü tüm vaha şehirlerinin kurtuluşu buna bağlıydı. Ticaret, üretim, yapım ve şehir yönetimi, hepsi yapısında teknik bilgi barındırıyordu. Sulama sisteminde sözgelimi, kanal açılırken hesaplanması gereken derinlik ve uzunluk, yeraltı kanallarının çapları, suyun dışarı çıktığı noktaların boyutları ya da kanalların (kereze) içinden geçecek su miktarı gibi konuların her biri, karmaşık ve akılcı hesaplamalar gerektiren hususlardı. Bilgi ve teknik uzmanlığa duyulan saygı, her gün tarım alanlarının sulanması, ev içi kullanım ya da halka açık hamamlar için gerekli tonlarca su ihtiyacı olan bir toplumda doğal bir olguydu. Orta Asyalılar sadece bu görev için, yeldeğirmenleri de dahil, dokuz farklı çeşit ekipman kullanıyorlardı. Bunlardan bazıları kendi icatları, bazıları ise dışardan aldıkları uygulamalardı. 1920'lerde Sovyet bir mühendis Orta Asya'da kullanılan su çarklarının (çigir ya da çark) yüzde 30 ile 50 arası daha az su kullanarak, yerçekimi bazlı su sistemleriyle aynı miktarda sulamayı yapabildiğini hesaplamıştı.
İşlerinin doğası gereği tüccarlar, sattıkları mallar kadar kültürün yayılmasına da sebep oluyor, pragmatik bakış açılarıyla önlerine gelen sorunları hallediyorlardı. Tüccarlar arasında başlayan algıda ya da bütün olarak kültürdeki bu değişim, Harvardlı tarihçi Richard N. Frye tarafından "ticari sekülerizm" olarak adlandırılıyordu.' Yüzyıllar sonra Müslümanlar dört tane birbiriyle yarışan İslam hukukundan birini seçmeleri gerektiğinde, Orta Asya'lılar ezici bir çoğunlukla Hanefiliği seçmişti çünkü Hanefilik, günlük yaşama pratik çözümler getiriyor ve ticaretin var olan normlarını tümüyle kabul ediyordu. Gerçekten de, Müslüman dünyasını oluşturan hiçbir toplum Hanefi mezhebini, Orta Asyahıların benimsediği kadar coşkulu bir şekilde benimsememiştir.
Başkenti Semerkand olan Soğdiana'nın halkı, basit bir sebep yüzünden matematikte hayli iyiydi; çünkü başka şansları yoktu. Yine mö. 313 yılından kalan bir mektupta, Sincan'daki Semerkandlı bir tüccar, memleketindeki ortağına şunları yazıyordu: "Varzak'a ödeme yapması gerektiğini hatırlat. Parayı aldığında say. Eğer ödeme yapmakta gecikecekse, transfer dokümanını, ana paranın üzerine gecikme faizini ekleyerek düzenle." Şüphesiz her gün Baktriya'da, Harezm'de, Margiana ve daha pek çok Orta Asya şehrinde buna benzer mektuplar yazılıyordu. Yükleme talimatlarını, kredi mektuplarını, transfer dokümanlarını okumayı beceremeyen biri nasıl tüccarlık yapsın? Matematikten anlamayan biri nasıl bir paketin ağırlığını kullanarak diğer kolilerin ağırlığı ni hesaplayabilsin? Ya da mallarını belli bir oranda ayırmak isti yorsa bunun için payların miktarını bilmesi gerekmiyor muydu? Bunların da ötesinde tüccar olmak, ticaret yapacağı insanlarla ilişkiye geçmeyi, yatırımcıları cezbetmeyi, tutarları bir para biriminden diğerine çevirebilmeyi, binlerce kilometre öteye sattığı malların ödemesiyle ilgili karışık hesapları yapabilmeyi gerektiriyordu. Bu beceriler Avrupa'da da yaygınlaşacaktı, ama ancak yarım binyıl sonra... Uzak mesafe ticaretini yabancılara bırakan Çinliler yavaş bir ivmeyle gelişirken, Orta Amerika'nın yerlileri tüm becerilerine rağmen, yenilik ve değişikliği canlandıracak bu kapasitelerini geliştirmemişlerdi Ama Orta Asya'lıların bu noktaya kadar gelişmiş olmaları oldukça normaldi, çünkü en ufak bir hata ya da avantaj, kâr ya da zarar olarak geri dönüyordu.
Reklam