Jöntürkler'den bu tarafa Osmanlı devrimcilerinin 'taleplerine' dikkat ettiniz mi? Sanırım en güzel biçimiyle Namık Kemal'in ve Fikret'in misralarıyla özetlenmiştir, o da sonsuz bir hürriyet aşkından, özgürlük isteğinden ibarettir. Tanzimat özgürlük ister, Meşrutiyet özgürlük ister, Cumhuriyet özgürlük ister, demokrasi özgürlük ister. O kadar ilginçtir ki bu, Osmanlı sosyalistleri de, Cumhuriyet sosyalistleri de, uzun süre işçi sınıfının iktidarı sloganını akıl edememişler, özgürlük savaşımı vermişlerdir.
Peki, istibdada karşı özgürlük istemek, kötü şey mi? Ne münasebet, elbette iyi şey. Yalnız, bizim özgürlük savaşlarının şöyle garip bir sonucu oluyor, yurt içinde ya da dışında "hürriyet" için savaşanlar, günün birinde savaşı kazanıp ülkede iktidar oldular mı, bir de bakıyorsunuz kaşla göz arasında mülkün yarısı gitmiş. Tanzimat, Osmanlı uyruklarına eşitlik getiriyor, özgürlük getiriyor ama, bırakın toprak olarak uğrattığı kayıpları, ülkenin ekonomisini duman edip gümrükleri kaldırarak sanayi diye elde ne kalmışsa Avrupa sanayi ürünleri karşısında dağılmasına yol açıyor. Meşrutiyet, aynı şey: İlânı ile birlikte Trablusgarp ve Bosna elden çıkar da, 'hürriyet'i getiren İttihât ve Terakki gık diyemez. O gelen 'hürriyet'le, on yıl içinde, imparatorluktan elimizde kalanı cömertçe dağıttığı, herkesin bildiği şey.
Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Müdafaa-i Hukuk ruhuna uygun olarak, Kemal Paşa ve arkadaşlarının, yabancı sermayesine karşı, tam bağımsız bir ekonomiden, sanayileşmeden yana tutumları, demokrasi döneminin getirdiği 'hürriyet'le birlikte yabancı sermayeyi teşvik kanununa, petrol kanununa, Amerika ile ikili anlaşmalara dönüşüyor. Demokrasi kendine göre bazı özgürlükler getiriyor ama, bir de ne görüyoruz, Kemal Paşa'nın kan ve ter pahasına ele geçirir gibi olduğu