Mete Karaduman

Jöntürkler'den bu tarafa Osmanlı devrimcilerinin 'taleplerine' dikkat ettiniz mi? Sanırım en güzel biçimiyle Namık Kemal'in ve Fikret'in misralarıyla özetlenmiştir, o da sonsuz bir hürriyet aşkından, özgürlük isteğinden ibarettir. Tanzimat özgürlük ister, Meşrutiyet özgürlük ister, Cumhuriyet özgürlük ister, demokrasi özgürlük ister. O kadar ilginçtir ki bu, Osmanlı sosyalistleri de, Cumhuriyet sosyalistleri de, uzun süre işçi sınıfının iktidarı sloganını akıl edememişler, özgürlük savaşımı vermişlerdir. Peki, istibdada karşı özgürlük istemek, kötü şey mi? Ne münasebet, elbette iyi şey. Yalnız, bizim özgürlük savaşlarının şöyle garip bir sonucu oluyor, yurt içinde ya da dışında "hürriyet" için savaşanlar, günün birinde savaşı kazanıp ülkede iktidar oldular mı, bir de bakıyorsunuz kaşla göz arasında mülkün yarısı gitmiş. Tanzimat, Osmanlı uyruklarına eşitlik getiriyor, özgürlük getiriyor ama, bırakın toprak olarak uğrattığı kayıpları, ülkenin ekonomisini duman edip gümrükleri kaldırarak sanayi diye elde ne kalmışsa Avrupa sanayi ürünleri karşısında dağılmasına yol açıyor. Meşrutiyet, aynı şey: İlânı ile birlikte Trablusgarp ve Bosna elden çıkar da, 'hürriyet'i getiren İttihât ve Terakki gık diyemez. O gelen 'hürriyet'le, on yıl içinde, imparatorluktan elimizde kalanı cömertçe dağıttığı, herkesin bildiği şey. Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Müdafaa-i Hukuk ruhuna uygun olarak, Kemal Paşa ve arkadaşlarının, yabancı sermayesine karşı, tam bağımsız bir ekonomiden, sanayileşmeden yana tutumları, demokrasi döneminin getirdiği 'hürriyet'le birlikte yabancı sermayeyi teşvik kanununa, petrol kanununa, Amerika ile ikili anlaşmalara dönüşüyor. Demokrasi kendine göre bazı özgürlükler getiriyor ama, bir de ne görüyoruz, Kemal Paşa'nın kan ve ter pahasına ele geçirir gibi olduğu
Reklam
"... Günümüzün değişen ve gelişen koşulları içinde Atatürk ve Atatürkçülük ne yazık ki, toplumun daha ileriye gitmesine karşı çıkanların, toplum bilimsel olarak 'tutucu' diye nitelenenlerin elinde bir silâh olarak kullanılmak tehlikesi ile karşı karşıyadır. Büyük bir devrimcinin bundan daha büyük bir ihanete uğraması söz konusu olamaz. Bu tehlikeyi engellemenin birinci koşulu, Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü günümüz toplumunda doğru yere, layık olduğu tarihsel yere oturtmaktır. Yoksa 'tek parti döneminin', 'otoriter rejim' özlemlerinin yâni bugünkü özgürlükçü demokrasiden geriye gidişin, gericiliğin simgesi olur çıkar Atatürk ve Atatürkçülük! Ben de bunu söylemiyor muyum? Tartışma açılmıştir, Müdafaa-i Hukuk Atatürkçülerinin sürekli devrimciliği, Atatürkçülüğü dogmatik bir putperestlik biçimine döndürmüş İnönücülerin hakkından elbet gelecektir.
"Türkiye'de yapılan en büyük yanlışlardan biri Cumhuriyet'i kuran kadroların siyasal savaşını, kültürel alanda yorumlamaya çalışmaktır. Pek doğal olarak bu yanlış, başka bir yanlışa yol açmaktadır: İslâm kültürünün güzelliğini ve zenginliğini savunmak ile, Cumhuriyet yerine şeriata dayalı devleti geri getirmek arzuları birbirine karıştırılır. Üzülerek belirtmeliyim ki, hem İslâmcılar, hem de Atatürkçüler aynı yanlışı yapmaktadırlar. Oysa siyasal düzenin artık geriye dönmesi olanaksızdır. Öte yandan İslâm yadsınamaz. İslâm kültür mirasını yadsımak, Türkiye için, insanın bedeninin yarısını kesmesi kadar acıklı bir sonuç verir. Sanırım, Atatürkçü geçinenler, İslâm kültürünü yadsımaktan, İslâmcı olduklarını ileri sürenler de şeriata dayalı devleti geri getirme arzularından vazgeçerlerse, hem gerçekçi olurlar, hem de Türkiye'nin yeni kültürel bileşimine daha olumlu ve etkili katkıda bulunurlar..."
Emre Kongar·Kitabı okudu
Aslında kültürel alanda Atatürkçülük, ne İslâm düşmanlığı ne de Batı hayranlığıdır. Kültürel açıdan Atatürkçülük, Türk kültürünün ulusallaşarak, evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektir. Çünkü Atatürk, bir ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgeler. Üstelik üretim güçleri, kapitalizm öncesi aşamadadır Cumhuriyet'in kuruluşunda. Bu nedenle Atatürk, bir yandan üretim güçlerinin gelişmesini sağlayıcı önlemler alırken, öte yandan da Batı'da gelişmiş olan ‘ulusal kapitalist devlet'in üstyapı kurumlarını topluma aşılar. Anayasa, Yurttaşlık Yasası, giyim kuşam biçimleri, saat, takvim, alfabe ve benzerleri, hep kozmopolit imparatorluktan ulusal devlete geçiş için harcanan çabalardır. Tarih ve dil tezleri de bütünüyle bu açıdan değerlendirilmelidir. Amaç, İslâmın yok edilmesi ya da Batı'nın benimsenmesi değil, çağdaş ulusal bir devlet yaratılmasıdır. Bu ulusal devlet, altyapı ilişkilerinin yetersizliği, üretim güçlerinin az gelişmişliği yüzünden, büyük ölçüde üstyapısal güdümlemelerle desteklenmektedir...
Emre Kongar·Kitabı okudu
İsmet Paşa, yaradılışından mıdır, bürokratlığından mıdır, ülkemizde bürokrasinin etkinliğinden midir, nedense, sürekli olarak özgürlükleri denetim altında tutan bir rejimden yana olmuştur. Oysa Mustafa Kemal devriminin asıl amacı, aşama aşama bütün özgürlükleri, bütün karşıtlıkları içeren bir hoşgörü ve serbestlik toplumuna ulaşmaktı. Bu toplumda sosyalistlerin de yeri olacaktı, nasıl ki hareketin daha başlangıç konağında bile olmuştu. Sonraları bir sürü İnönücü türemiş, İnönü diktasi uygulamasını Atatürkçülük diye piyasaya sürmüştür. Bu perspektiften bakıldı mı, 27 Mayıs'ın, 12 Mart'ın aslında Atatürkçülük filân değil, bal gibi İnönücülük olduğu hemen görülür. Hele Kemal Paşa'nın ta İttihât ve Terakki'den beri ordunun politikaya karışmasına muhalif olduğu, Erzurum kongresinden beri de devrimini halk temsilcileri ve meclisleriyle kademe kademe gerçekleştirdiği düşünülürse!
Reklam