“Çekil oradan be, sırnaşık sen de! İstersen bir budalaya ver kızını, bana ne? Tanrı senin aklını başından almış!” Burnunu kıvırarak, “Yakışıklıymış! Hasadı onun suratından mı alacaksın?”
Kız kıpkırmızı kesilip, “Ben başkasını istemem baba,” diye ağlamaya başlamıştı. “Gregor olmazsa manastıra kapat beni, daha iyi.”
“O bir kadın avcısı kızım, asker karılarının peşinde koşuyor. Bütün köy biliyor bunu,” diye son kozunu oynamıştı babası.
“Olsun, zararı yok!”
“Eh, madem senin için ‘zararı yok’, bana göre de hava hoş öyleyse.”
Gregor’un gözleri bir anda kızı tepesinden, uzun, güzel bacaklarına kadar kavradı. Satın almadan önce at cambazının bir kısrağı inceden inceye gözden geçirdiği gibi o da kızı tekrar bir süzdü ve ‘İşe yarar,’ diye düşündü; sonra gözlerini kızın gözlerine çevirdi. Kızın samimi, azıcık sıkılgan bakışları sanki, ‘İşte olduğum gibi buradayım. Hakkımda nasıl istiyorsan öyle karar ver,’ diyor gibiydi. Gregor, gözleriyle, ‘Mükemmel!’ diye cevap verdi ve gülümsedi.