Öykülerde bol bol geçen, fakat gerçek dünyada nadiren rastlanan o mükemmel sonbahar günlerinden biriydi. Sıcak ve kuru hava, tarladaki buğday ya da mısırların olgunlaşması için idealdi. Yolun her iki tarafındaki ağaçlar da renk değiştiriyordu. Upuzun kavaklar tereyağımsı bir sarıya bürünmüşken yola doğru sokulan sumaklar parlak bir kırmızıydı. Sadece yaşlı meşeler yazı bırakmaya isteksiz gibiydi ve yapraklarında altın sarısıyla yeşil eşit ölçüde bulunuyordu.
Bahar aylarında her şey hayat doludur. Yazlarıysa çok güçlüdür ve sonuna kadar direnir. Sonbahar..." Ağaçlardan dökülen yapraklara doğru baktı. " "Sonbahar tam zamanıdır. Sonbaharda her şey yorgundur ve ölmeye hazırdır."
Silahı gösterişli bir hareketle kınından çekti. Kılıç odayı dolduran sonbahar ışığında donuk beyaz bir parıltı saçıyordu. Ne çentik çentik olmuş, ne de paslanmıştı. Donuk gri yüzeyi çiziklerle kaplı değildi. Fakat lekesiz olmasına rağmen eskiydi. Ayrıca kılıç olduğu belliyse de şekli göze tanıdık gelmiyordu. En azından bu kasabada kimse onu tanıdık bulmazdı. Sanki bir simyacı bir düzine farklı kılıcı damıtmış ve kazan soğuduğunda dibinde bu kalmıştı: saf bir şekle sahip bir kılıç. Silah ince ve zarifti. Hızla akan suyun altındaki sivri bir taş kadar da ölümcül.
ADARA mevsimlerden en çok kışı severdi çünkü dünya soğuduğunda buz ejderhası gelirdi.
Soğuğu mu buz ejderhasının yoksa buz ejderhasını mı soğuğun getirdiğinden asla emin olamazdı.
SON...
...ama yalnızca başlangıcın sonu
Gelecek yıllarda gezgin şövalyemizle yaverini daha başka yolculuklar ve eziyetler bekliyor olacak. Dorne'dan Sur'a kadar, yolculukları boyunca Yedi Krallık'ı baştan sona katedecekler ve hatta Dar Deniz'i aşıp İhtilaflı Topraklar'a ve Essos'un parıldayan şehirlerine bile gidecekler.
Yolculukları sırasında yolları lordlarla, şövalyelerle, büyücülerle, birçok güzel genç kız ve asil leydiyle kesişecek, isimleri Westeros'un tarihine unutulmamak üzere yazılacak.
Ama bunlar başka bir zamanın hikâyeleri.