M.

M.
@Kingslayer_
Kelimeler Rüzgârdır
Jon Connington, tıpkı babası ve büyükbabası gibi, fersahlar boyunca batıya, kuzeye ve güneye uzanan geniş topraklara hükmetmişti. Ama babası ve büyükbabası topraklarını asla kaybetmemişlerdi. Jon etmişti. Çok fazla yükseldim, çok fazla sevdim, çok fazla cesaret ettim. Bir yıldızı yakalamaya çalıştım ve düştüm. Çanların Savaşı’ndan sonra, Aerys Targaryen çılgın bir nankörlük ve kuşku kriziyle Jon’un unvanlarını alıp onu sürgüne göndermişti. Connington Hanedanı’nda kalan araziler ve lordluk unvanı, Jon’un Prens Rhaegar’a eşlik etmek üzere Kral Toprakları’na giderken kale kumandanı ilan ettiği kuzeni Sör Ronald’a geçmişti. Savaştan sonra, Robert Baratheon grifinlerin yıkımını tamamlamıştı. Kuzen Ronald kalesini ve kafasını muhafaza etmişti ama lordluk unvanını ve arazilerinin neredeyse tümünü kaybetmişti. Araziler Robert’a destek veren lordlara dağıtılmıştı ve Ronald, Akbaba Tüneği Şövalyesi olmuştu. Ronald Connington yıllar önce ölmüştü. Jon’a, şu anki Akbaba Tüneği Şövalyesi’nin, yani Ronald’ın oğlu Ronnet’in, nehir topraklarında savaşta olduğu söylenmişti. Bu iyiydi. Jon Connington’ın tecrübelerine göre, insanlar kendilerine ait olduğunu düşündükleri şeyler uğruna savaşırlardı, o şeyleri hırsızlıkla kazanmış olsalar bile. Jon, geri dönüşünü, akrabalarından birini öldürerek kutlamak istemiyordu. Kırmızı Ronnet’in babası lord kuzeninin düşüşünden istifade etmişti, bu doğruydu ama Ronnet o zamanlar çocuktu. Jon Connington merhum Sör Ronald’dan bile nefret etmiyordu. Bütün suç Jon’undu. Jon her şeyi Taşlı Sept’te, kibri yüzünden kaybetmişti. Robert Baratheon kasabada bir yerde saklanıyordu, yalnız ve yaralıydı. Jon Connington bunu biliyordu. Robert’ın kafasını kazığa geçirirse isyanın sona ereceğini de biliyordu. Genç ve gururluydu. Nasıl olmasındı? Kral Aerys onu El
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bugün ilk arabamı aldımm 🥹
Cesur Barristan
Barristan üç basamak inmişti ki Quentyn Martell ona seslendi. “Size Cesur Barristan diyorlar.” “Bazıları öyle diyor.” Selmy bu ismi on yaşındayken kazanmıştı. Yeni yaver olmuştu ama öyle kibirli, öyle gururlu ve öyle aptaldı ki tecrübeli şövalyelerle mızrak dövüşü yapabileceğini düşünmüştü. Lord Dondarrion’un silahhanesinden bir savaş atı ile bir zırh ödünç almış ve Karaliman’da gizemli şövalye olarak piste çıkmıştı. Müjdeci bile gülmüştü. Kollarım o kadar inceydi ki, mızrağımı aşağı indirdiğimde yapabildiğim tek şey, mızrağın ucunun yere sürünmesini engellemekti. Lord Dondarrion, Selmy’yi attan aşağı çekip dövse haklı olurdu ama Prens Ejderhakanat, üstüne oturmayan bir zırhın içinde piste çıkan ahmak çocuğa acımış ve ona mücadelesini sergileme ayrıcalığı tanımıştı. Selmy’nin mücadelesi sadece bir tur sürmüştü. Daha sonra, Prens Duncan onu ayağa kaldırıp miğferini çıkarmıştı. “Bir çocuk,” diye duyurmuştu kalabalığa. “Cesur bir çocuk.” Elli üç yıl önce. O vakit Karaliman’da olan adamların kaçı hâlâ hayatta?
JON'UN RÜYASI
O gece rüyasında; ormanda uluyan, savaş borularının feryatları ve davulların vuruşları eşliğinde ilerleyen yabanılları gördü. Güm GÜM güm GÜM güm GÜM, diye geliyordu ses, bir vuruşta bin yürek. Kiminin mızrağı, kiminin yayı, kiminin baltası vardı. Diğerleri, kemikten yapılmış arabalar sürüyordu, midilliler kadar iri köpekler arabaları çekiyordu. Arabaların arasında devler yürüyordu, boyları on iki metreydi, meşe ağaçları kadar büyük tokmakları vardı. “Sağlam durun,” diye seslendi Jon Kar. “Onları geri püskürtün.” Sur’un üstünde duruyordu. Tek başınaydı. “Alev,” diye bağırdı, “onları alevle besleyin.” Ama onu duyacak kimse yoktu. Gittiler. Beni terk ettiler. Yanan oklar tıslayarak yukarı fırladı, arkalarında alev dilleri kaldı. Korkuluk kardeşler yere tökezlendi, siyah pelerinleri alev aldı. Düşmanlar, örümcekler misali buza tırmanırken, “Kar,” diye feryat etti bir kartal. Jon siyah buzla zırhlanmıştı ama bıçağı avcunun içinde kıpkırmızı yandı. Ölü adamlar Sur’un tepesine tırmandığında, Jon onları tekrar ölsünler diye aşağı yolladı. Bir ihtiyarı, sakalsız bir delikanlıyı, bir devi, sivri dişleri olan sıska bir adamı, kızıl saçlı bir kızı katletti. Kızın Ygritte olduğunu çok geç fark etti. Kız, ortaya çıktığı kadar çabuk bir şekilde gitti. Dünya kırmızı bir sise dönüştü. Jon kılıcını batırdı, savurdu, salladı. Donal Noye’u keserek yere devirdi ve Sağır Dick Follard’ın bağırsaklarını deşti. Qhorin Yarımel dizlerinin üstüne düştü, boğazından akan kanı beyhude bir çabayla durdurmaya çalıştı. “Ben Kışyarı Lordu’yum,” diye bağırdı Jon. Şimdi önünde Robb vardı, saçları erimiş karla ıslaktı. Uzunpençe onun kafasını aldı. Sonra pürüzlü bir el, Jon’u omzundan yakaladı. Jon döndü... ...ve göğsünü gagalayan bir kuzgunla uyandı. “Kar,” diye bağırdı kuş.
Morgoth ve Fingolfin