M.

M.
@Kingslayer_
Kelimeler Rüzgârdır
Reklam
“Kuzeyli adamları sevmem,” dedi lord. “Üstatlar, Üç Kız Kardeş’in tecavüzünün üstünden iki bin yıl geçtiğini söyler ama Kızkardeşler bunu unutmadı. Bizler, o tecavüzden önce özgür insanlardık. Sonra, kuzeyli adamları dışarı çıkarabilmek için Kartal Yuvası’na diz çökmek zorunda kaldık. Kurt ile şahin bizim için bin yıl boyunca savaştılar. Sonunda bu zavallı adaların bütün yağını, etini ve kemiklerini tükettiler. Şu senin Kral Stannis’e gelince; Stannis, Robert’ın baş kaptanıyken benim limanıma benim iznim olmaksızın bir donanma gönderdi ve beni bir düzine iyi dostu asmak zorunda bıraktı. Senin gibi adamları. Gece Lambası karardığı için herhangi bir gemi batacak olursa beni de asacağını söyleyecek kadar ileri gitti. Onun kibrini yutmak zorunda kaldım.” Bir parça ekmek daha yedi. “Şimdi, kibrini kırmış ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırmış bir hâlde kuzeye geliyor. Ona neden yardım edeyim? Bana bunun cevabını ver.” Çünkü o senin meşru kralın, diye düşündü Davos. Çünkü o güçlü ve adil bir adam. Diyarı eski hâline kavuşturacak ve kuzeyde toplanan tehlikelere karşı koruyacak tek adam. Çünkü o, güneş ışığıyla ışıldayan sihirli bir kılıca sahip. Kelimeler Davos’un boğazına takıldı. O kelimelerin hiçbiri, Tatlı Kız Kardeş Lordu’nu etkilemezdi. O kelimelerin hiçbiri, Davos’u Beyaz Liman’a bir adım daha yaklaştırmazdı. Nasıl bir cevap istiyor? Ona sahip olmadığımız altınları mı vadetmeliyim ? Kızının kızı için soylu bir koca sözü mü vermeliyim? Araziler, unvanlar, onurlar mı önermeliyim? Lord Alester bu oyunu oynamıştı ve kral onu bu oyun yüzünden yakmıştı. “Görünüşe göre El, dilini kaybetti. Ya kızkardeş yahnisinin ya da gerçeğin tadını sevmiyor.” “Aslan öldü,” dedi Davos ağır ağır. “İşte size gerçek. Tywin Lannister öldü.” “Öldüyse ne olmuş?” “Kral Toprakları’nda
House of The Dragon için Spoiler
Yollo? Yollo, bir maymuna verebilecek türden bir isim gibi tınlıyor. Daha kötüsü, bu Pentoslu bir isimdi ve Tyrion’ın Pentoslu olmadığını her aptal görebilirdi. Bu hatayı elinden geldiğince düzeltebilmek için, “Pentos’ta Yollo’yum,” dedi cüce, “ama annemin bana verdiği isim Hugor Tepe.” “Küçük bir kral mısın yoksa küçük bir piç misin?” diye sordu Haldon. Tyrion, Yarı Ustat Haldon’ın yanında dikkatli olması gerektiğini anladı. “Babasının gözünde her cüce piçtir.” “Şüphesiz. Pekâlâ Hugor Tepe, bana şunun cevabını ver, Ayna Kalkanlı Serwyn, ejderha Urrax’ı nasıl katletti?” “Ona kalkanının arkasında yaklaştı. Urrax sadece kendi yansımasını gördü, Serwyn mızrağım onun gözüne sapladı.” Haldon etkilenmemişti. “Bu hikâyeyi Ördek bile bilir. Aynı taktiği, Ejderhaların Dansı’nda Vhagar’a karşı deneyen şövalyenin ismini söyleyebilir misin?” Tyrion sırıttı. “Sör Byron Swann. Bunu denediği için kızartılmıştı... ancak ejderha, Vhagar değil Syrax’tı.” “Korkarım ki yanılıyorsun. Üstat Munkun, Ejderhaların Dansı, Gerçek Bir Hikâye'de diyor ki...” “...ejderhanın adı Vhagar’dı. Yüce Üstat Munkun yanılıyor. Sör Byron’ın yaveri, efendisinin öldüğünü gördü ve adamın kızına bir mektup yazarak babasının nasıl öldüğünü anlattı. Yaverin kayıtları, ejderhanın Syrax olduğunu söylüyor, Rhaenyra’nın dişi ejderhası ki bu, Munken’in versiyonundan daha mantıklı. Swann, Hudutlu bir lordun oğluydu ve Fırtına Burnu, Aegon’dan yanaydı. Vhagar’ı, Aegon’ın kardeşi Prens Aemond sürüyordu. Swann ejderhayı neden öldürmek istesin?” Haldon dudaklarını büzüştürdü. “Attan düşmemeye çalış. Eğer düşersen, yapacağın en iyi şey, yürüyerek Pentos’a dönmek olur. Utangaç bakiremiz ne bir erkek ne de bir cüce için bekler.” “Utangaç bakireler en sevdiğim türdür. Hafif meşrepler dışında. Söyle bana, fahişeler
Tüyler diken diken
“Lord Janos.” Jon, kılıcını kınına soktu. “Size Bozkalkan’ın komutasını veriyorum.” Bu sözler Slynt’i şaşırttı. “Bozkalkan... Bozkalkan, yabanıl arkadaşlarınla birlikte Sur’a tırmandığın yerdi...” “Öyleydi,” dedi Jon. “Kabul etmem gerekir ki kale acınacak durumda. Onu mümkün olan en iyi şekilde onaracaksınız. İşe ormanı geri iterek başlayın. Hâlâ ayakta duran yapıları tamir etmek için, çökmüş olanlardan taş çalın.” Bu iş zor ve acımasız olacak, diye ekleyebilirdi. Taş üstünde uyuyacaksınız, şikayet edemeyecek ve komplo kuramayacak kadar yorgun olacaksınız. Çok geçmeden, sıcağın nasıl bir şey olduğunu unutacaksınız ama erkekliğin nasıl bir şey olduğunu hatırlayabilirsiniz. “Otuz adamınız olacak. On adam buradan, on adam Gölge Kule’den ve on adam da Kral Stannis tarafından bize geçici olarak verilenlerden.” Slynt’in yüzü, kuru erik rengine döndü. Etli gıdısı titremeye başladı. “Ne yaptığını anlamadığımı mı sanıyorsun? Janos Slynt kolayca kandırılacak bir adam değildir. Sen henüz kundağına pisliyorken ben Kral Toprakları’nın güvenliğinden sorumluydum. Harabeni kendine sakla piç.” Size bir şans veriyorum lordum. Bu, sizin babama verdiğiniz her şeyden daha fazla. “Beni yanlış anladınız lordum,” dedi Jon. “Bu bir teklif değil, bir emir. Buradan Bozkalkan’a yirmi fersah yol var. Silahlarınızı ve zırhınızı toplayın, vedalarınızı edin ve yarın sabah ilk ışıkla birlikte yola koyulmak için hazırlanın.” “Hayır.” Lord Janos hışımla ayağa kalktı, sandalyesi yere devrildi. “Donarak ölmek için uzaklara uysalca gitmeyeceğim. Hiçbir vatan hainin piçi Janos Slynt’e emir veremez! Dostlardan yoksun değilim, seni uyarıyorum. Hem burada, hem de Kral Topraklarında dostlarım var. Ben Harrenhal Lordu’ydum! Harabeni, senin için oy kullanan kör aptallardan birine ver. Ben o harabeyi
Cersei ayağa kalktı. “Sör Barristan Selmy, öne çıkın.” Sör Barristan bir heykel kadar dik ve hareketsiz Demir Taht’ın önünde duruyordu. Öne çıktı, bir dizinin üstüne çöküp başını öne eğdi. “Majesteleri, emrinizdeyim.” “Ayağa kalkın Sör Barristan,” dedi Cersei Lannister. “Miğferinizi çıkarabilirsiniz.” “Leydim?” Sör Barristan ayağa kalkarken miğferini çıkardı ama neden olduğunu anlayamamış gibi görünüyordu. “Uzun yıllar boyunca kraliyete sadakatle hizmet ettiniz sör ve bu topraklarda yaşayan her kadın ve erkek size teşekkür borçlu. Buna rağmen, korkarım ki göreviniz sona erdi. Kral ve konsey artık ağır yüklerinizden kurtulmanız gerektiği kanaatinde.” “Ağır... yüklerim mi? Ben... anlamıyorum.” Yeni lord ilan edilmiş Janos Slynt küstah ve kalın bir sesle konuştu. “Majesteleri artık Kral Muhafızları Kumandanı olmadığınızı söylemeye çalışıyor.” Beyaz saçlı uzun boylu şövalye orada öylece dururken küçülüyormuş, zor nefes alıyormuş gibi görünüyordu. “Majesteleri,” dedi sonunda. “Kral Muhafızları yeminli kardeşlerden oluşur. Yeminimiz ömür boyu geçerlidir. Bu yemin ancak ölümle bozulur ve görev o zaman biter.” “Kimin ölümüyle Sör Barristan?” diye sordu Cersei. Kraliçenin sesi ipek kadar yumuşaktı ama ağırlığı bütün salonun üstüne çöktü. “Sizin ölümünüz mü? Yoksa kralınki mi?” “Babamın ölmesine göz yumdunuz,” dedi Joffrey oturduğu yüksek tahttan seslenerek. “Kimseyi koruyamayacak kadar yaşlısınız.” gözlerle baktığını gördü. Sör Barristan daha önce hiç bu kadar yaşlı görünmüyordu. “Majesteleri,” dedi. “Ben yirmi üçüncü yaşımda Kral Muhafızı olarak seçildim. Elime kılıç aldığım ilk gün itibarıyla tek hayalim buydu. Hanedanıma ait her şeyden görevim için vazgeçtim. Evlenmek üzere olduğum kız, kuzenimle evlendirildi. Hayatımı kraliyete adayacaktım ve bu yüzden toprağa ve