Araştırma sonuçlarını bu kadar şaşırtıcı kılan da budur. Ağaçlar zayıf ve güçlü taraflarını kendi aralarında eşitler. İnce veya kalın, aynı cinsten her ağaç, ışık sayesinde aşağı yukarı eşit miktarda şeker üretir. Bu dengeleme yeraltında, köklerde meydana gelmektedir. Aşağıda kesinlikle canlı bir alışveriş sürmektedir. Şekeri fazla olan şeker verir; fakir olan destek alır. Mantarlar bir kez daha iş başındadır. Devasa şebekeleri, muazzam bir dağıtım mekanizması işlevi görür. Bu biraz da, toplumdaki herhangi bir bireyin diğerlerinden çok geride kalmamasını sağlayan sosyal yardım sistemlerine benzer.
Vanessa Bursche, bozulmamış kayın ormanlarındaki fotosentez hakkında inanılmaz bir şey keşfetmiştir. Görünüşe bakılırsa, ağaçlar öylesine senkronize olmaktadır ki, hepsi eşit başarılar göstermektedir. Ve bu, beklenen bir şey değildir. Her kayın ağacı farklı bir yerde durmaktadır. Toprak, taşlı veya gevşek olabilir, bol miktarda su tutabildiği gibi hiç su tutmayabilir de. Besin maddeleriyle dolu olduğu gibi, tamamen çorak da olabilir ve şartlar birkaç metre içinde bile oldukça farklılık gösterebilir. Buna uygun olarak her ağaç farklı büyüme şartlarına sahiptir; dolayısıyla, her ağaç daha hızlı ya da daha yavaş gelişir ve daha çok ya da daha az şeker ya da odun üretir.
Heriflerin Marks'ı, Engels'i filân düşündükleri yoktu. Sıra yabancılara geldi mi iş birdenbire değişiyor, dünyada Marksizm'den başka bir şeycikler kalmıyordu. Onları, sözde darülfünuna (üniversiteye) yazdırmışlardı. Kimi ilm-i iktisat (ekonomi), kimi içtimâiyat (sosyoloji), kimi de hikemiyat (felsefe) okuyacaktı. Sâdi bir de baktı ki, adamların kendilerini birer hafiye, birer bozguncu ve baltalayıcı gibi yetiştirmekten başka dertleri yok, bu işi de bir içtimâî mezhep haline getirmişler, üstelik hepsinin yanında da Türkçe bilmez görünen bir Rus, gece gündüz ayrılmamak üzere bulunuyor.