Peter Wohlleben

Peter Wohlleben

Yazar
9.1/10
9 Kişi
·
23
Okunma
·
1
Beğeni
·
115
Gösterim
“ Ağaçlar, kök uçlarındaki mantarsı ağlar aracılığıyla yolladıkları kimyasal sinyallerle de birbirini uyarır ve Hava nasıl olursa olsun bu ağlar işlev görür.”
“ Bir dahaki sefere bir orman yangını haberi duyduğunuzda sebebe dikkat edin. Sebep, çoğu kez insanoğludur.”
Daha yüksek tür çeşitliliğinin orman eko sistemini sağlamlaştırdığını biliyoruz. Daha fazla tür olması, tek bir tanesinin diğerlerinin hakkını yemesi olasılığını azaltır, zira tehdide karşı durabilecek bir aday her zaman mevcuttur.
“ Şöminedeki odunlar keyif verici biçimde çatırdadığında, bir kayın ya da meşenin cesedi alev alev yanmaktadır.”
Günümüzde, Orta Avrupa' da' ki kozalaklı ormanların çoğunluğu doğal olmayan, ekim yoluyla tesis edilmiş ormanlardır ve insanlar ormanları kendileri için mantıklı gelen yerlerde konumlandırmışlardır. Bu yerlerde, kozalaklı ağaçlar sürekli susuzluk çeker.
“ Ağaçlar zayıf ve güçlü taraflarını kendi aralarında eşitler. İnce veya kalın, aynı cinsten her ağaç, ışık sayesinde aşağı yukarı eşit miktarda şeker üretir. Bu dengeleme yerin altında, köklerde meydana gelmektedir. Aşağıda kesinlikle canlı bir alışveriş sürmektedir. Şekeri fazla olan şeker verir; Fakir olan destek alır.”
“ Kadınlar ormanda yürürlerken kan basınçları, akciğer kapasiteleri ve atardamarlarının esnekliği artmış, oysa şehirde yapılan bir gezinti de bu değişimlerden hiçbiri gözlemlenmemiştir.”
251 syf.
·13 günde·Puan vermedi
500 yıl önce kesilmiş bir ağaç, geride kalan kütüğü sayesinde halen yaşıyor olabilir mi? Ağaçlar besin alışverişi için koloniler kurabilir mi? Tek başına bir ekosistem oluşturamayan bazı ağaçlar, orman olup topluluk ruhu ile mi yaşamak zorunda? Ağaçlar sosyal varlıklar mı yani? Ya da bir başka ağaç tek başına asırlarca bir tarlanın ortasında yaşayabilir mi? Münzevi diyebilir miyiz O’ na?
Hasta olan ağaçlar, fil sürüleri gibi sağlıklı olanlar tarafından tekrar ayaklanana kadar yalnız bırakılmıyor, hasta ağaçlara enerji akışımı sağlıyor? Bazı ağaçların çürüyüp toprağa karışması onlarca yıl sürerken, bazı ağaçlar yosunlu taşlar sayesinde asırlar boyu hayatta mı kalıyorlar? Doğa neden her ağacın yaşam standardını farklı hale getirmiş? Nasıl yani; ağaçlar arasında da mı sınıfsal ayrım var? Hadi canım!
Ağaçlar türlerini ve yaşamlarını sürdürebilmek için yapraklarıyla beslenen böceklere, tırtıllara karşı ne kadar acımasız olabiliyorlar? Ağaçlar işkencecimi yoksa sadece öz savunma mı yapıyorlar? Yoksa bazı ağaçlar diğer ağaçlara karşı soykırım mı yapıyor? Ne yani ağaçlar faşist mi?
Yok canım! İnsanoğlundan çok yıllar önce iletişim yollarını bulup mantarlar sayesinde internet ağımı kurmuşlar? Mantarlar yok olursa ormanlara ne olur? Mantarlar neden zehirlidir peki? Birbirlerine rakip olan ağaçlar bile, eğer söz konusu olan hayatta kalmak ise belirli sürelerle dost olabiliyorlar mı? Ağaçlarda mı politik davranıyorlar yani her devrin ağacı mı bunlar?
Sessizce göğe yükselen ağaçların hiç ses çıkarmadığını mı düşünüyorsunuz? Ağaçların yanlarında üreyen küçük ağaççıkları orman işçileri kestiği zaman ağaçların kökü hava alıyor, ve mutlu olduklarını mı zannediyorsunuz?
Şehirlerde kaldırımları süslemek için ektiğimiz ağaçlar ekosisteme faydalımı, peki köklerini salacak yer bulamayan bu zavallılar ne kadar mutlu? Ellerimizle diktiğimiz ağaçları toprağa dikerken köklerine zarar verirsek diğer ağaçlarla iletişim kurmasını engelleyip ağacı yalnızlığa mı mahkum ediyoruz? Peki kültür bitkilerinin sesi var mıdır?
Ormandan koparıp götürdüğümüz bir meşe palamudunun ya da evimizde dekorasyon olarak kullandığımız, özene bezene boyayıp sanat yaptığımızı zannettiğimiz bir çam kozalağının kış boyu beslenmek zorunda olan hamile bir ağacın kışlık besini olmadığını nereden biliyoruz? Ağaçlarda ensest üreme var mı? Ya doğum kontrolü? Yada öğrenme yeteneği? Eğitimlerini ebeveynlerinden alıyor olabilirler mi? Susuz kalan ağaçlar ne yapıyor acaba? Aman tanrım! Çığlık mı atıyorlar?
Bencil kayınlar, yalnızlığı seven meşe ağacı, yaşamın tadını çıkara çıkara büyüyen ladinler, tutumluluk ve sabrın simgesi porsuk ağacı. Her birinin kendilerine özgü karakterleri var ve bu karakterleri ile bizler onların doğup, büyümelerine ve eceli ile ölmelerine izin verdiğimiz süre içinde eko sistemi koruyabiliriz ancak. Eceli ile ölüm?
Kitap bugüne kadar ağaçlar hakkında doğru bildiğimiz ne kadar çok yanlış olduğunu anlatıyor bizlere. Yazar Peter Wohlleben bir orman mühendisi. Yıllarca Hümmel köyünde yönettiği ormanda yaptığı gözlemleri sonucu ortaya çıkarmış bu kitabı. Burada bilimsel gerçeklik geliyor tabi aklımıza. Gözlem ile elde edilen veriler bilimsel gerçeklik midir? Tabi ki yeterli değildir. Şunu da dip not olarak paylaşmakta yarar görüyorum. Yazarın bir çok gözlemi laboratuvar ortamında deneye tabi tutulmuş ve doğrulanmıştır. Bu bilim kuruluşlarını da kitabında belirtmiş yazar. Peter Wohlleben bu konuda yalnız değil. Suzan Simard ki bu konunun öncülerinden ve Paul Stamets ve bir çok bilim insanı aynı görüşteler kitabın yazarı ile. Fakat bir çok bilim insanı da bu görüşü paylaşmamakta. Fakat bu görüşü savunmayan bilim insanlarının karşı çıkış nedenleri hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Söz konusu kapitalizm ise ve ormanlar üretilecek bir mal ise korunmalarına karşı çıkmak sistemin bir getirisi olabilir elbette.
Ormanlara bakış açımızı değiştirecek Ted konuşmalarını eklemek konunun daha kolay anlaşılmasına yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.
Suzanne Simard’ ın TED konuşması
https://www.ted.com/...language=tr#t-180889
Paul Stamets
https://www.ted.com/...language=tr#t-693166
Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’ eklediği bir TED konuşması.
https://www.facebook.com/...os/1703993666302694/
Kitap Ali Sinan Çulhaoğlu’ nun bence oldukça başarılı çevirisi ve Tema Vakfının katkıları ile Kitap Kurdu Yayınları tarafından piyasaya sürülmüş. Dönüşümlü kağıt kullanıldığını varsayıyorum çünkü kitabın her hangi bir yerinde böyle bir açıklamaya rastlamadım. Sunu ve Önsöz ile birlikte 36 bölümden oluşuyor kitap. Bazı bölümleri gereksiz şekilde uzatmış yazar ama kitabı yıllar boyunca, ormanın her hücresini hissederek gözlemlediği varsayılırsa eğer, daha kısa yazmak mümkün mü tartışılır tabi.
Kitap oldukça rahat okunur bir dille yazılmış. Hatta bilimsel açıklamalar bile konu ile ilgisi olmayan okurları dahi zorlamayacak sadelikte.
Son zamanlarda doğa ile ilgili kitaplar okumayı tercih ediyorum. Belki sıkıldım romanlardan, şiirlerden ya da insan belli bir yaşa gelince tüm izmleri hayatından çıkarıp doğanın gücünü, onun koruyuculuğunu, sessizliğini daha derinden hissediyor. Ağaçların Gizli Yaşamından önce okuduğum kitaplardan özellikle All Gore’ un Gelecek #31226337 ve Henry David Thoreau’ nun Doğal yaşam ve Başkaldırı #32313492 kitapları en çok etkilendiklerim. O nedenle her iki kitaba yaptığım incelemeyi de eklemek istedim. Her iki kitabın da doğaya ve dünyaya bakış açımızı değiştireceğini tahmin ediyorum. Ve son olarak Peter Wohlleben kitabı sayesinde de ormanlara daha farklı bakmayı, ormanda yürürken daha dikkatli adımlar atmayı, kopardığım bir yaprağın kilometrelerce öte de bir ağacın canını yaktığını fark ettim. Sırf bu nedenlerle bile okunmalı bu kitap.
Bir daha ki sefere ormanda yürüyüşe çıktığımızda hafif bir çıtırtı duyarsak eğer, dikkat edelim zira bu duyduğumuz şey, sadece rüzgarın sesi olmayabilir.
Kitabın incelemesini burada sonlandırabilirdim ama kitabı okuduktan sonra yaptığım araştırmaları ve doğa hakkında düşüncelerimi de eklemek istedim. O nedenle dilerseniz buradan sonra okumama hakkınızı kullanabilirsiniz.
Ormanlar hakkında bizlere öğretilen yalanlar, ormanları üretilebilecek meta olarak görmemizi sağlıyor ve bilgi eksikliğinden dolayı ağaçlara acı çektirilirken ya da onların ömürleri kısaltılırken sessiz kalmamıza neden oluyor. Bu yalanların en acımasızı ‘’Ormanların gençleştirilmesi’’. Ormanlarda ki yaşlı ağaçlar da mantarlar üremeye başlar ya da diğer ağaçların daha fazla güneş ışığı alması gerekirse ‘’gençleştirme’’ adı altında kesip yeni ağaçlara yer açmalıyız ki orman gençleşsin ve bir bütün olarak yaşamaya devam etsin. Bu kocaman bir YALAN. Çünkü ormanlar kendi başlarına bir eko sistem. Ormanları tek tek ağaçlardan oluşan bir sistem olarak görmek hastalıklı bir bakış açısı. Orman, ormandır. Tek başına bir eko sistemdir. O nedenle hangi ağacına ne zaman, ne kadar güneş ışığı gerektiğine ya da bünyesini saran bir hastalıkla nasıl mücadele edeceğine kendisi karar verebilir. Bize bu konu da hiç ihtiyacı yok. Yeter ki biz kendimizi üstün yaratıklar olarak görmekten vazgeçip ormanın işine karışmayalım. Bizlere ormanların gençleştirilmesi yalanının söylenmesinin tek bir sebebi var. Kapitalizm. Çünkü insanoğluna barınmak için kereste, ısınmak için odun gerekli. Bu nedenle ağaçların eceli ile ölmelerine izin vermiyor ve kendi ellerimizle iklim değişikliklerine sebep oluyoruz. Kapitalizmin gereğidir. Pazarlanabilir her ne varsa pazarlanabilir. Bunun ormanlar olması, ya da pazarladığımız ürünün eko sisteme zarar vermesi bu gerçeği değiştirmez.
Üstelik bu gençleştirme işini, medeniyetin sembolü olarak gördüğümüz ve vazgeçemediğimiz bana göre dünyanın sonunu getirecek olan TEKNOLOJİ ile yapmaktayız. O kocaman, ürkütücü makinalar ağaçları gençleştirmek adı altında, orman zemininde dolaştıkça, ağacın çevresinde ki çürümüş yaprakları, küçük akarları, ağaçların biz insanoğlundan yüzyıllar önce kurduğu ve haberleşmesini sağlayan internet ağını (mantar ağlarını) yok ediyoruz. Böylece haberleşemeyen ağaçlar, yağmurun geleceğini, böcek istilalarını hatta belki mevsim değişikliklerini bile öğrenemeyip yaşam fonksiyonlarını kaybediyor.
Bizlere bilimsel doğrular olarak aktarılan bir çok şeyin kapitalizmin bir oyunu olduğunu zamanla anlıyoruz. Bunun en tipik örneği de son zamanlarda ses bulan ‘’Kolesterol’’ gerçeği. İlaç sektörünün bir tuzağımı yoksa kolesterol masum mu tartışmalarının sürdüğü gibi ormanlar da benzer sebeplerle tartışılmaya devam ediyor. Şöyle ki ormanlar Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ki en önemli iki basamağını sağlamakta biz insanoğluna. Nedir bu iki basamak. Fizyolojik ihtiyaçlar (açlık, susuzluk, vb.) ve güvenlik (barınma, ısınma vb.) ihtiyacıdır. Bu iki ihtiyacın büyük bölümü de ormanlardan sağlanıyor maalesef. Hal böyle olunca ormanların sessiz çığlıklarını uzun yıllar boyunca duymamız pek mümkün görünmüyor.
Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrenmemiz gerekiyor artık. Onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst etmeye yaktığımız odunlarla karbon salınımını arttırıp küresel ısınmayı artırmaya hakkımız yok. Ormanların kıyımı başladığından (Endüstri Devrimi ile) petrol, gaz ve kömürü ısınma amaçlı kullandığımızdan beri, ormanların yüzyıllardır depoladığı karbon rezervlerini havaya saçıyor, sera gazlarını arttırıyor, böylece küresel ısınmaya sebep oluyoruz..
Ormanları korumak için alınan tedbirleri, hemen her yıl dünyanın belli ülkelerinde yapılan uluslararası ormancılık ile ilgili sempozyumları, ormancılık ile ilgili kursları, eğitim seminerlerini incelediğimizde ormanlarla ilgili alınan önlemlerin hepsinin ‘’ormanlar için’’ değil ‘’insanlar için’’ olduğunu görüyoruz. Ağaçları ne zaman kesmeliyiz ki odun üretimini arttırabilelim. Ormanları estetik hale nasıl getirmeliyiz ki rahat ve korkusuzca dolaşıp orman havası alabilelim. Ormanlarda yaşayan memelilerden, kuşlardan ve balıklardan, yemeklerimizin daha lezzetli olması için defne yaprağı, çam fıstığı, kekik, tohum, ot, mantar ve benzerlerinden nasıl daha fazla üretebilelim. Sabah kahvaltıların olmazsa olmazı olarak bizlere öğretilen balın üretimini nasıl arttıralım bunun için arıcılığı nasıl geliştirelim? Peki daha sağlam, daha güvenli, daha yüksek evlerde oturmak için kum, çakıl, taş üretimi konusunda ormanlardan nasıl yararlanabiliriz? Savaş tedbirleri de almamız gerekli değil mi? Savunma için de ormanları korumalıyız öylemi? Bu önlemlerin hiç biri ormanların yararına değil.
Zavallı insanoğlu. Kendini dünyanın efendisi olarak gördüğü sürece, zarar verdiği eko sistemde ilk kendinin yok olacağı gerçeğini nasıl görmemezlikten gelebiliyor. Karbon salınımının sonumuz olacağı gerçeği ile yüzleşmek zorundayız ve bunu sağlamak için bizlere öğretilen bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz ya da en azından tüketimlerimizi azaltmamız gerekmekte. Bireysel olarak ta yapabileceğimiz bir çok şey var. Neler mi yapabiliriz.
- Gardroplarımızı küçültelim. Giyim sektörü tonlarca tatlı suya mal oluyor. Az giysi az karbon salınımı
- İnşaat sektörüne milyarlarca lira vermeyelim. Keşke şehirlerimizi kerpiç evlerle inşa edebilsek.
- Daha az et yiyelim. Çünkü inekler ve koyunlar oldukça fazla miktarda metan gazı salınımına sebep oluyor. Et yeme oranı arttıkça karbon salınımı da artıyor. Hatta genel yiyecek tüketiminde de cimri davranalım. Çünkü ne erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyor, ne de can boğazdan geliyor.
- Bulduğumuz her fırsatta mangal yakmayalım. Hele de direkt toprağın üstünde hiç yakmayalım. Zaten yeterince kötü hava soluyoruz. Mangal olmadan da yaşamak mümkün.
- Ampul yakmaktan vazgeçelim. Ene azından enerji tasarruflu olanları kullanalım.
- Ve belediyeleri alternatif yollar yapmıyor diye değil, toplu taşımayı özendirici tedbirler almadığı ve bisiklet yolları yapmadığı için eleştirelim.
Daha az odun kullanarak daha fazla ısınma sağlanabilir mi? Roket sobalar bu nedenle tasarlanmış. Şu an ki yaşamlarımıza ne kadar uygun bu sobalar tartışılır ama, en azından bu konuda çabalayanların olması bile güzel.
http://permacultureturkey.org/roket-soba/
Ağaçlar ile ilgili bu çalışmalar aslında yolun çok başında. Milyarlarca yıldır doğaya köklerini salan bu heybetli canlılar sadece 150 yıldır bilim olarak incelenmekte. O nedenle ne yüzde yüz doğruluğundan emin olabiliriz ne de ağaçların konuşabilmesini şarlatanlık olarak değerlendirebiliriz.
Hollywood filmlerinde işlenen bazı konular şaşırtıcı bir şekilde bizlere geleceğin dünyasından doğru bilgiler sunuyorlar. 50 yıl önce çekilen Uzay Yolu dizisinde gördüğümüz otomatik kapıları şaşkınlıkla izlerken, o zamanlar hayal ürünü gibi gelen oysa bugün benzin istasyonlarının tuvaletlerinde dahi o kapıların kullanıldığı gerçeğini nasıl görmezlikten gelebiliriz. O nedenle, Oz Büyücüsü ya da Avatar filminde izlediğimiz konuşan ağaçlar belki de geleceğin habercisidir kim bilir? Belki de ağaçlar konuşuyor bizlere gerçekleri anlatıyordur.
Hep doğayı korumaktan söz ediyoruz. Oysa doğayı korumamız değil O’ na dokunmamamız gerekiyor. O kendi ekosistemini kuruyor ve koruyor bizim desteğimize ihtiyacı yok...
272 syf.
·6 günde·9/10
Bu kitabı okuduktan sonra iddia ediyorum ki ağaçlara bakış açınız tamamen değişecek :)
Ağaçların olağanüstü varlıklar olduğunu bu kitap ile daha çok anladım . Kitap çok fazla Bilgi içerdiği için , öğrenmeyi sevenler için keyifli olacaktır. Ben yine çizecek pek çok şey buldum ve hatta Notlar dahi aldım . İlgimi çeken noktaları paylaşmak istiyorum;

-Türdeş ağaçlar kök sistemleri ile birbirlerine bağlıdır ve rakipleri uğruna birbirlerini besler . Konum ve şartlarına göre kimin neye ihtiyacı varsa zayıf ve güçlü yönlerini aralarında paylaşırlar.( şekeri fazla olan şeker verir, fakir olan destek alır.)
-Ağaçlar koku kullanarak kendilerini ifade ederler. Kendisinin yapraklarını yiyen hayvan için zehirli madde pompalar ve rüzgar aracılığı ile bunu diğer türdeş bitkilere haber olarak gönderir
-Ormanlar birlikte aşırı sıcak ve soğuğu hafifleten ekosistemi oluşturabilir, bol miktarda su depolayabilir ve nem üretebilir.
-“beslenme yılı” kayın ve meşelerin tohum saçtıkları yılı anlatan eski bir deyiştir.Bu yılda yaban domuzlarının doğum oranları 3 katına çıkmaktadır. Çünkü takip eden kış zamanı yeterince yemek bulabilirler.
-Bir avuç orman toprağında, dünyadaki insan sayısından fazla yaratık mevcuttur.
-Ağaçlar öldükten sonra dahi sisteme hizmet etmeye devam eder. Oyukları hayvanlar için yuva vazifesi görür ve kalıntıları toprağa karışarak humusa dönüşür .

Bunun gibi daha pek çok ilginç bilgiye sahip olmak için bu kitabı okumalısınız..
Ayrıca kitabın içinde bahsedilen ağaçların resimleri de mevcut ..

Keyifli okumalar :)
272 syf.
·13 günde·10/10
Her gün okula, işe veya herhangi bir yere giderken yollarımızı süsleyen, gölgesinde serinlediğimiz, sevdiklerimizle birlikte altında piknik yaptığımız, önünde manzara fotoğrafları çektiğimiz, hammaddesinden ilaçlar ürettiğimiz, yaprağından dalından faydalandığımız ağaçlardan/ormanlardan bahsedeceğim.
Kitap incelemesi çokça kez yapmam fakat bu kitabı anlatmak daha doğrusu bu kitabın kahramanları hakkında birkaç şey söylemek istedim. Çünkü bu, ısrarla üç maymunu oynadığımız bir konu.
Kitap, ağaçların tohumlarından, filizlenmelerinden, büyümelerinden, yaşlılıklarından, aralarındaki akrabalık ilişkilerinden, ölümlerinden, haberleşmelerinden, bazı türlerin spesifik özelliklerinden ve daha birçok şeyden bahsediyor. Onlara dair her şeyden kısacası.
Egoya sahip olan biz (bazen haddinden fazla), kendi türümüzü diğer her şeyden üstün tuttuğumuz için ´Her şey benim için var.´ düşüncesi ile yaşıyoruz. Çevremizdeki diğer canlı türlerini anlamaktan çok kullanmak amacındayız; bu, aklı olan ´biz´in aklını kullanamadığının, bunun da ileride çok büyük yıkımlara sebep olacağının kanıtıdır.
Kitapta okuduklarıma çoğu kez şaşırdım. Evrenin zaten sistematik bir şekilde işlediğini biliyoruz, evet ama ağaçların da tıpkı insanlar gibi birbirleriyle, kökleri, diğer canlılar (daha çok mikroorganizmalar), salgıladıkları kimyasallar, bazen de mekanik etkileşim aracılığıyla; bu kadar fazla ve mükemmel bir şekilde sosyal etkileşim halinde olması beni şaşırttı.
Yazar bir ormancı, verdiği çoğu bilgi kendi gözlemleri sonucunda ulaştığı bilgiler. Ayrıca samimi bir dille anlatmış.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta sadece bu kitap değil, bu ve bunun benzeri tüm kitaplar. Doğa anlaşılmayı bekleyen inanılmaz sırlarla dolu. Bunları öğrenmek insanın etrafına bakışını daha anlamlı kılıyor. Daha fazla şey görmeni sağlıyor ve daha mutlu olmanı..
Yazar kitabına çok güzel bir cümleyle son vermiş;
´´Ancak ağaçları anlayabilen bir insan onları koruyabilir.´´

Umarım bir gün, ağaçları ve tüm doğal varlıkları anlamanın bir yolunu buluruz ve o gün çok geç olmamış olur.
Ağaçların gövdelerine isimler kazımadığımız,
onları yol çalışmaları uğruna cehaletle katletmediğimiz,
bizim için değil, ´bizimle birlikte´ olmaları gerektiğini anladığımız günlere..
251 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Kitap , dogal ormanlarin nasil bir akrabalik iliskisi icinde olup sosyal bir varlik oldugunu anlatmakla kalmayip bu sayede iklim degisikligini nasil yavaslatacagi hakkinda da bilgi vermektedir.
Yazarin agaclarla kurdugu duygusal bag, oyle hayali bir kahmanlik degil tamamen bilimsel ispatlarla kitabinda anlatiyor.
Kitaptaki en can alici noktalar(bana gore):
- Agaclarin dogal bir orman olusturabilmesi icin tek basina degil diger agaclarla birlikte isbirligi yapmasi. Kokleriyle birbirlerini beslemesi, koku yoluyla tehlike anlarindaki(bocek, mantar, hayvan gibi) birbirleriyle haberlesmesi,
- Agaclarin ebeveyn gibi davranmasi. Anne agacin cocuklarini golgeleyerek hizli buyumesini engellemesi, iyi bir egitim demek. Agaclarda uzun bir omrun sirri cok yavas ve saglam buyumedir. Ancak boyle olursa firtina veya diger tehlikelere karsi agac ayakta kalir ve 500-600 yil yasayabilir.
- Agaclarin hafizalari oldugunu bu sayede tohum meyve uretme zamanlarini nasil planlayabildiklerini ve nasil hareket edebildiklerini,
- Sehirlerde ve parklarda olusturulan agaclara yazar sokak cocuklari diyor. Kokleri kafes icinde ve estetik olarak surekli budanan, hizli buyuyen ve bir o kadar asiri karbondioksite ve isiga maruz birakilarak omurleri kisaltilan agaclara deginiyor.

Son olarak dogal ormanlar, dunya ve tum canlilarin uzerindeki olumlu etkisi icin ve ekosistemin ayakta kalmasi icin sart. Kendi yarattigimiz park yada agaclandirma bunun yerini maalesef alamiyor.
272 syf.
·4 günde·10/10
Oldum olası orman, dağ benim için denizden ve kumdan daha çekici olmuştur. Bu kitabı gördükten sonra merakla hemen aldım. Ağaçlar ve orman hakkında çok ilginç bilgiler var. Peter Wohlleben kitabın yazarı olup Orman Müdürlüğü'nde memurdur. (Elin memurunun kitap yazması, bizimkilerin bazılarınınsa halen solitaire ve mayın tarlası oynaması can sıkmaktadır.) Tecrübelerini, gözlemlerini yapılan araştırmalarla destekleyip bizlere bir kitap hazırlamış. TEMA ise bu kitabı çevirip bize sunmuş, iyi yapmış. Kitapta bazı yerlerde akademik bilgilerle açıklama yapsa da (korkmayın çok değil sıkılmazsınız) genel olarak çabucak okuyabileceğiniz, gayet ilginç bilgiler edinebileceğiniz bir eser olmuş. Ağaçların gelişimleri, sosyal yaşamları, birbirlerine karşı davranışları, iletişimleri... Hepsi burada efendim. Bir ormanda sırtınızı ağaca yaslayıp okumayın. Neden? Çünkü bu davranış ağaçlar için zararlı. Nasıl? Okuyunca görürsünüz.
272 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ormanlarda dolaşmaya başlayalı artık çok uzun zaman oldu. Kendimi biraz bilmeye başladıktan sonra barındırdıkları muazzam yaşamı tanımaya ve anlamaya çalıştım. Devam eden bu süreçte destek aldığım en büyük ve güvenilir kaynak ise hala daha kitaplar.

“Ağaçların gizli yaşamı” da muhtemelen ikinci bir kez okuyacağım, bu türden değerli bir eser. Yazar Peter Wohlleben de kitaptaki son cümlesinde bunu bir kere daha doğruluyor “ Ancak ağaçları anlayabilen bir insan onları koruyabilir”.

Ve biz doğayı korudukça var olabiliriz…

Yazarın biyografisi

Adı:
Peter Wohlleben
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 75 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.