Girdap, yavaş yavaş, kurtulmaya imkân, fazla direnmeye hacet bırakmadan, insanı çeker kendine.
Ama topraktan, havadan müdafaa kuvvetleri yağar bize, -bilhassa topraktan. Toprak herkesten çok askerin yardımcısıdır. Asker toprağa sarıldı , uzun uzun, deli gibi, onu kucakladı, ateş karşısında ecel terleri dökerek yüzünü, kollarını, bacaklarını onun içine soktu mu, o zaman toprak askerin biricik dostu ağabeysi , annesi olur; asker korkularını, feryatlarını toprağın sessizliğine esenliğine inler; toprak bu korkulan, bu feryatları alır; askere yeniden, onu on saniyeliğine koşturacak bir dirilik verir, sonra askeri yine tutar, bazan bu tutuşu ebedî olur.
Toprak, toprak, toprak!
Kıvrımların, oyukların, çukurlarınla kendimizi bağrına attığımız, kucağına büzüldüğümüz toprak! Sen bize dehşetli kramplar, öldürücü püskürtmeler, gümbürdeyen patlayışlar arasında o muazzam karşı akıntıyı vererek, hayatımızı kurtardın! Âdeta paramparça olmuş varlığımızın yolunu şaşırmış dalgası, senden gelen karşı akımın içinde eridi gitti; o zaman biz kurtulmuşlar, üzerinde kapandık, atlatılmış dakikanın korkulu ve dilsiz saadetinde dudaklarımızı sana uzattık!