Yani işin başı sağlam bir akidenin oluşumu, sonrasında akılların tasavvurdan başlayarak inşası ve üçüncü basamağında ise iradenin sağlamlaştınlması ve Kur'anî bir ahlakın tesisi anlamına gelen ruhların eğitimidir.
...
İlahî kelam işin başında kendisine muhatap olan bireylerden, iç ve dış temizliğe önem vermelerini, kötü olan her şeyden yüz çevirmelerini, yapılan iyiliğin boyutu ne olursa olsun başa kakmamalarını, sabır, yani direnmeyi öğrenmelerini, yetimleri koruyup, gözetmelerini, el açıp dilenene yardımcı olup, onları azarlamamalarını, temizlenenin kurtulacağını, dünya hayatına aşırı düşkünlüğün insanı nerelere sürükleyeceğini, nefsini kirlerden arındıranın akıbetinin güzelliğini, kirletenin ise mahvolacağını ve daha nice ahlakî özelliklere değinmiştir..
....
Görüldüğü gibi Kur'an işin başında, akideden sonra en fazla değindiği konu ahlaktır. Namaz dışında diğer tüm ibadet, emir ve yasaklar hep bu ahlaki taleplerden sonra gelmektedir. Kur'an'ın bu sıralamasından hareket ederek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Allah (c.c.) ahlaksız bir ibadeti bizden istememektedir. Belki bu tabir bazı okuyucularımıza biraz ağır gelebilir. Ama bu ifadeyi zihin dünyamıza düşüren bizzat Kur'an'ın kendisidir. Kur’an nübüvvetin 2. yılında nazil olan Maun Sûresinde çok ağır bir ifade ile ibadet eden birini kınamaktadır. Bu sürede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Dini (gününü) yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Yazıklar olsun böyle olup da ibadet edenlere. Aslında onlar ibadetlerini ciddiye almıyorlar. İnsanlara gösteriş yapıyorlar ve en küçük bir hayra da mani oluyorlar.”