Kitab Ana ve Baba

bir kafir kadar isteksiziz
“Kafirler Kur'an okumaz ve içinde ne yazdığını bilmezler. Eğer sözde Müslümanlar da aynı derecede cahillerse niçin onlara Müslüman deniyor? Kafirler Hz.Mumammed'in (s.a.v) öğrettiklerini ve Allah'a ulaşmak için gösterdiği doğru yolu bilmezler. Eğer Müslümanlar da aynı derecede cahilseler nasıl Müslüman olabilirler? Kafirler Allah'ın emirleri yerine kendi isteklerinin peşinden giderler. Eğer Müslümanlar da onlar gibi söz anlamaz ve disiplinsiz iseler, kendi fikirlerini üstün görüp Allah'a karşı kayıtsız kalıyor ve nefislerinin esiri oluyorlarsa kendilerine Müslüman demeye ne hakları var?" “... Kafirlerle aramızdaki farkın neredeyse isimlerimizde kaldığına ikna oluyorum... “Neredeyse” diyorum, çünkü Kur'an'ı değerlendirişimiz kafirlerinkiyle aynı olsa bile biz Kur'an'ın Allah’ın kitabı olduğunu biliyoruz...Ama onun hayatımızdaki yeri kafirlerinkinden farklı değil. Ve bu hepimizin cezayı daha çok haketmesine yol açıyor. Hz.Muhammed'in Allah’ın peygamberi olduğunu biliyoruz ama onu izlemeye gelince bir kafir kadar isteksiziz."
Sayfa 15·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
bir kafirden üstün olabilir misiniz?
“Eğer bir kafirin iki gözü varsa bu, Müslüman'ın da dört tane var demek midir? Ya da kafirin bir başı varsa Müslüman'ın iki tane mi vardır.” Hayır diyeceksiniz. Hepimiz Müslümanların Cennet'e kafirlerin de Cehennem'e gideceğini düşünürüz. Mevdudi inatla, her iyi huylu insanoğlunda doğuştan varolan tarafsızlık duygusuna hitabeder: “Kafirler de sizin gibi insanlardır. Onların da elleri, ayakları, gözleri, kulakları vardır. Sizinle aynı havayı soluyup aynı suyu içer, aynı dünyada yaşarlar. Onları da sizi yaratan Allah yarattı. Öyleyse siz neden onlardan daha üstün olasınız ki? Niçin siz Cennet'e giderken onlar Cehennem'e atılsınlar.” Biliriz ki kafir kafirdir, çünkü ne Allah'la arasındaki ilişkiyi anlar, ne de bu yüzden hayatını ona göre yaşar. Fakat Mevdudi düşünmemizi ister bizden: “Eğer bir Müslüman, Allah düşüncesinden uzak kalarak yetişmişse onu kafir değil de Müslüman olarak adlandırmaya devam etmenin geçerli bir sebebi var mıdır? Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, eğer kendinizi Müslüman olarak adlandiriyorsaniz fakat aslında bir kafir kadar cahil ve itaatsiz iseniz sadece değişik isimler almakla, değişik elbiseler giymekle ve değişik yiyecekler yemekle gerçekten bir kafirden üstün olabilir misiniz? Allah'ın bu dünyadaki ve ahiretteki lutfuyla onurlandirilabilir misiniz?
Sayfa 12·Kitabı okudu
Puan vermedi·221 syf.·
4 günde okudu
·
2022 16. kitabı
Muhammed Emin Yıldırım
9.2/10 · 2.088 okunma
Üzülüyorsunuz kavminiz iman etmedi diye. Ama üzülmeyin Nuh'a bakın, yüzyıllar süren mücadelesine ve suyu, denizi olmayan bir dağda tahtalara çivi çakıp gemi yapmasına... Siz Nuh olup gemi yapin, suyu ise Allah'a bırakın. Siz Yusuf olup çöllere düşün, kardeşlerin kıskançlıklarını sinelerinize çekin, zindanlara düşmeyi iffetinize leke sürmeye tercih edin, gerisini Allah’a bırakın. Siz İbrahim olup ateşlere atlayın, atlarken de nasıl olsa son anda kurtulacağım diye değil, yandım diye atlayın, ateşin serin ve selamet olarak size yatak olabileceğini ise Allah'a bırakın. Siz İsmail olup bıçağın altına kurban olmak için uzanın. Teslimiyetinize zarar vermeyin, gerisini ise Allah'a bırakın. Ve daha neler neler...”
Sayfa 174·Kitabı okudu
Bak bide namaz kılıyor, bak bide haci hoca diyoruz ya! heh işte onlar!
Yani işin başı sağlam bir akidenin oluşumu, sonrasında akılların tasavvurdan başlayarak inşası ve üçüncü basamağında ise iradenin sağlamlaştınlması ve Kur'anî bir ahlakın tesisi anlamına gelen ruhların eğitimidir. ... İlahî kelam işin başında kendisine muhatap olan bireylerden, iç ve dış temizliğe önem vermelerini, kötü olan her şeyden yüz çevirmelerini, yapılan iyiliğin boyutu ne olursa olsun başa kakmamalarını, sabır, yani direnmeyi öğrenmelerini, yetimleri koruyup, gözetmelerini, el açıp dilenene yardımcı olup, onları azarlamamalarını, temizlenenin kurtulacağını, dünya hayatına aşırı düşkünlüğün insanı nerelere sürükleyeceğini, nefsini kirlerden arındıranın akıbetinin güzelliğini, kirletenin ise mahvolacağını ve daha nice ahlakî özelliklere değinmiştir.. .... Görüldüğü gibi Kur'an işin başında, akideden sonra en fazla değindiği konu ahlaktır. Namaz dışında diğer tüm ibadet, emir ve yasaklar hep bu ahlaki taleplerden sonra gelmektedir. Kur'an'ın bu sıralamasından hareket ederek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Allah (c.c.) ahlaksız bir ibadeti bizden istememektedir. Belki bu tabir bazı okuyucularımıza biraz ağır gelebilir. Ama bu ifadeyi zihin dünyamıza düşüren bizzat Kur'an'ın kendisidir. Kur’an nübüvvetin 2. yılında nazil olan Maun Sûresinde çok ağır bir ifade ile ibadet eden birini kınamaktadır. Bu sürede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Dini (gününü) yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Yazıklar olsun böyle olup da ibadet edenlere. Aslında onlar ibadetlerini ciddiye almıyorlar. İnsanlara gösteriş yapıyorlar ve en küçük bir hayra da mani oluyorlar.”